11 Kasım 2012 Pazar

RESİM SÖZLÜĞÜ_ Prof.Ahmet ATAN









B



Bacon, Francis  İngiliz Ressamı (Dublin 1909 Madrid 1992). 
Birçok sanat eleştirmeni tarafından 20.yy’ın ikinci yarısındaki 
önemli ressamlarından biri olarak kabul edilmiştir. Resim yapmayı
kendi kendine öğrenmiş ve eserlerinin bir kısmını yok etmiştir.
Bağdaşık  s. Her yeri aynı özelliği gösteren, mütecanis, homojen.
Bağdaşım is. Tutarlılık, insicam.
Bağdaşmazlık is. Uyuşmazlık.
Bağıllık, ğı is. Görece olma durumu, izafiyet,rölativite.
Bağıntı Fel. Eşyayı, kavramları veya tasarımları birlik, bağlılık,
birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş veya nitelik, 
izafiyet  rölativite.
Badigonör (Frs. Badigeonneur (m)) Alay yolluKötü ressam.
Bağıran  renk Genellikle karıştırılmadan, saf olarak kullanılan 
ve büyük bir göz alıcılık ve çağrı eğilimini kapsayan şiddetli renk.
Bağlayıcı tuşlar Bir tabloda en baskın rengin resim yüzeyi 
üzerinde dağılan renkleri.
Bakanal (Frs. Bacchanale) Resim sanatında antik mitolojinin 
şarap tanrısı Bacchus için yapılan içkili şenlikleri betimleyen 
yapıtların genel adı. Bacchus’u konu edinen içki sahneleri.
Bakış (İng.Vision) Avrupa resim sanatında sanatçının resmettiği 
konuyu gözlemlediği varsayımsal noktanın konumu ve gözlemleme 
doğrultusu.
Bakış noktası (Viewpoint, Vantage Point) 1. Resimde konunun 
görülüp yüzeye aktarıldığı belli nokta. Daha karmaşık ve soyut 
niteliğe  bağlı olan resimlerde birçok bakış noktası birden 
bulunabilir. 2. Gerçekçi yönelimi Avrupa resim sanatında 
konunun sanatçı tarafından gözlenip resmedildiği nokta. 
Rönesans öncesi Avrupa’sında, Uzak Doğu’da, Bizans 
Sanatında ve İslam sanatında görülmez. 3. Sanatçının bir 
konuyu resmetmek için baktığı varsayılan nokta.
Balaban, İbrahim  Türk ressamı (Bursa 1921). Tablolarında 
Anadolu köy yaşamından konuları işledi.
Balans (İng.Balance) Denge, Sanat eserinde birlik yaratmak 
için bütün ortak kısımların dengeye kavuşturulması.
Balcıoğlu, Semih  Türk Karikatür resmi sanatçısı (İstanbul 1928). 
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi(1951). Türkiya’de 
birçok gazetede seri karikatür çizimleri yaptı.
BaldungGrien, Hans  Alman Ressamı (Gmünd, Aşağı Avusturya 
1484’e doğr.Strasbourg 1545). Renkçi bir ressamdır. Kadının Üç 
yaşı ve Ölüm adlı tablosu ile tanınır. (Prado, Madrit).
Balkan Naci İslimyeli  1947'de Adapazarı'nda doğdu.1972'de 
Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek
Okulu'nu bitirdi. Çeşitli tarihlerde Avusturya, İtalya ve 

Amerika Birleşik Devletleri'nde mesleki çalışmalarda bulundu. 
Marmara Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmış olan sanatçının 
8 ödülü bulunmaktadır.
Balla, Giacomo  (Torino, 18.7.1871 – Roma, 1.3 1958). 
Fütürsit akımın savunucularından biridir. Çalışmalarında geometrik 
uygulamalarda bulundu. Devinimi yoğun bir biçimde uyguladı.
Bamboşad (İng. Bambocciada Frs. Bambocciatta) 1. Resimde 
gündelik yaşantıyı, genre sahnelerini, köylü hayatını konu edinen 
ve Hollanda Flaman ülkelerinde çok yaygın olan eğilimlere 
verilen ad. Bunları tarihsel resimler gibi soylu konulardan ayırmak 
için kullanılmıştır. 2. Hollandalı ve Flandrılı sanatçıların etkileriyle 
17. yy. İtalya’sında ortaya çıkan ve kırsal yaşamı grotesk sahnelerle 
betimlemeyi amaçlayan ressamların genel adı.
Bandrol (İng. Banderole) Avrupa resimlerinde görülen, kıvrımlı 
bir kumaş şerit biçiminde betimlenen ve içine genellikle yazı yazılan 
resimsel öğe.
Barbizon okulu 18301880 yılları arasında Barbizon’da ve 
Fontainbleau ormanında çalışan Fransız manzara ressamlarını 
belirten terimdir. Barbizon okulu ressamlarının başlıcaları arasında 
Theodore Rousseau, Charles François Daubigny, Narcisse Virgile 
Diaz de la Pena, Constant Troyon, Jules Dupre, Achille Etna 
Michallon ve Georges Michel sayılabilir. Aslında Dupre ve 
Daubigny Barbizon’da çok az bulunmuşlardır; ama üslupları 
bakımından, bu okulun üyesi sayılmışlardır. Barbizon okulunun 
üyeleri, öncelikle manzara ressamlarıdır. Genellikle daha ılımlı 
tonlarla ve çoğu kez alaca karanlıkta resim yaptıkları için, 
yapıtları Nicolas Poussin, vb. ressamların klasik, konusu mitolojiden 
alınma yapıtlarından ve Eugene Delacroix gibi romantik ressamların 
parlak, pitoresk manzaralarından farklıdır. Barbizon ressamları 
açık havada çalışmışlar, ama kendilerini izleyen ve belirli ölçüde 
etkiledikleri izlenimcilerden farklı olarak, açık havada başladıkları 
taslakları çoğunlukla atölyede tamamlamışlardır. Yalnızca Daubigny, 
renk ve atmosfer ayrıntılarını daha iyi yakalayabilmek için, tablolarını 
açık havada tamamlamıştır. Barbizon okulunun kökleri, Meindert 
Hobbema ve Jacob van Ruisdael gibi 17. yy. Hollandalı ressamlarına 
dayanır. İngiliz peyzaj ressamları Richard Parkes Bonington ve John 
Costable’dan da etkilenmiştir. Okulun her birinin belirgin bir üslubu 
ve yeğlediği konular vardır. Rousseau’nın kasvetli manzaralarına 
çoğunlukla karanlık meşe topluluklar egemendir: Diaz, kalın 
katlarla boyanmış, ışınlar saçan ormanlarında sık sık çingenelere, 
orman perilerine yer vermiştir; Troyon’un kış manzaralarına, 
çoğunlukla otlayan koyunlar ve sığırlar serpiştirilmiştir; genlikle 
üstü tenteyle örtülü bir sandalda çalışmış olan Daubigny, ışık 
dolu ırmak resimleri yapmıştır. Camile Corot ve Jean Fraçois 
Millet de, zaman zaman Barbizon’da resim yapmış oldukları 
için bazı sanat tarihçileri tarafından Barbizon okulu üyesi 
sayılmaktadır.
Barbuyyaj Barbuyyiz [ Frs.  Barbouillage, barboullise (m) ] 
1. Kaba boya 2. Kötü resim.
Barbüyyör  Barbüyyöz  [ Frs. Barbouilleur,euse (m et f)] 
Kötü resimci
Bariyoloj (Frs. Bariologe (m)) Birbirini tutmaz renkler karışımı. 
Alaca bulaca renkler.
Bariyoler (Frs. Barioler (v)) Karmaşık renkler sürmek,renk 
renk boyamak.
Bariyolür (Frs. Bariolure (f)) Karışık renklilik,alaca bulacalık.
Barlach, Ernst  Alman heykalcisi.Hamburg Uygulamalı Sanatlar 
okulu’nda, daha sonra da Dresden Akademisi’nde Enst Barlach 
Ağaç oyma heykallleri ile ünlüdür.
Barok is.(Frs. Baroque < Portekizce) 1. 16001750 yılları 
arasındaki klasik sanatı izleyen resim, mimarlık üslubu. 
2. 17. yüzyıl başlarından 18. Yüzyıl Ortalarına kadar süren 
büyük sanat dönemi. Bu dönemde mimarlık, heykel, resim ve 
öbür sanat alanlarında klasik Rönesans’ın düzen, sükûnet ve 
akılcılığının yerini heyecan ve pathos ifadeleri, ışık gölge 
etkileri ve mekân derinliği almıştır. Resim sanatında 
Rubens ve Rambrandt, mimaride Baromini, Guarini, Neumann, 
Mansrad barok dönemin temsilcisi sayılır. İtalya’da heykeltıraş 
Bernini, barok anlayışı en etkili biçimde temsil eder. 
3. Barok sanatı. 4. Barok sanat anlayışını ve bu anlayış 
doğrultusunda üretilmiş yapıtları niteler. 5. Geniş anlamlı olarak 
“Barok” sözcüğü, yalnız Avrupa sanatının bir dönemi için 
değil, her sanatta ve tüm kültür çevreleri için geçerlidir. 
6. XVI., XVII., yüzyılda, İtalya ve diğer Katolik ülkelerde gelişmiş 
bir sanat akımıdır. Mimaride, düz çizgiler yerine eğriler kullanılmış, 
girinti ve çıkıntılar önem kazanmıştır. Heykelde, gerçeğe daha 
yakın, tesirli ve hareketli figürler ağır basmış, resimde, gözü 
aldatan teknikler ön plana geçmiştir. XVIII. Yüzyılda 
canılılığını kaybederek, rokoko üsluplarının süsleme ve 
fantezileri içinde sağlıksız inceliğe düşmüştür.
Baroklaşma   Bir sanat dalı ya da üslupta klasik kuralların 
yıkılması.
Barok sanatı  (İng. Baraque Art.) 1. 17. ve 18. yy.’larda 
bütün Avrupa’ya egemen olan üslup. Temel özelliği 
Rönesans’ın durağan kurallarına bir karşı çıkış niteliği taşımasıdır.
Baröliyef (Frs. BasRölyef Basrelief (m)) Alçak kabartma.
Bartolozzi, Francesco  İtalyan Gravürcüsü (Floransa 
1727 Lizbon 1815). İngiltere kralının gravürcülüğüne 
atanarak aynı zamanda 1768’de Krallık Akademisi’nin 
kurucu üyeleri arasında yer alıp, noktalama tekniğinin 
ustalarından biri haline gelerek, bu sanatın yaygınlaşmasına 
katkıları oldu.
Bartolomoe Esteban Murillo (1618-1682) Seville doğumludur. 
1648’de Madrit’e giderek üç yıl orada çalışmıştır. 
Aziz resimleri ile beraber dilenci çocukresimleri ile tanınır.
Bartolomeo, fra (Savignano 1472 Floransa 1517). İtalyan 
ressam  Raffaello ve Michelangelo’nun etkilerini bağdaştırdığı 
eserleriyle, İtalyan resminin önemli temsilcileri arasında yer aldı.
Barûdî s.(Arb. Bârûdî) Koyu renkte olan.
Barye, Antonie Louis  Fransız heykelcisi ve ressamı (Paris 1795 
ay.y.1875). Kendini özellilkle, yırtıcı hayvanları incelediği Bitkiler 

Bahçesinde yetiştirdi.  1830 sergisinde Timsah Yiyen Kaplan’ı, 
1831 sergisinde Yılanlı Aslan’ı sergiledikten sonra, yirmi yıllık 
sistemli bir çalışmayla önemli heyktraşlar arasında yer aldı.
Basarî s.(Arb. Basarî) Görme ile ilgili.
Bası is. 1 Resim klişesi. 2 Resim çıkarmak işi, tabı.
Basım is. Basım sanatı, tipografya. Geniş anlamda, bir metnin 
ya da resmin çoğaltılması işlemi.
Basiret is.(Arb. Basiret) Doğru görüş, uzağı görüş, seziş, 
uyanıklık, anlayış, kavrayış, dikkat, sağ görü.
Baskı Resim  Baskı yapılarak yapılan resim. Ör. Linolyum 
baskı, gravür baskı vb.
Başağa, Ferruh Türk ressamı(1914). İstanbul Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisinde (1935)
Başeser Kendi türünde  en mükemmel eser, şah eser.
Baş yapıt (İng. Masterpiece) 1.Bir sanatçının beceresini 
ya da bir üslubun özelliklerini en yetkin biçimde örnekleyen, 
çok başarılı sanat eseri. 2. Baş eser. 3. Şaheser.
Başkalaşım    (İng. Metmorphosis) Resim ve heykel 
yapımında yer alan bir betinin, gerçek doğadaki varlık ya 
da nesneye gönderme yapan biçimden ve tanınabilir olmaktan 
uzaklaştırılmış olma durumu.
Bateau Lavoir grubu (İng. BateauLavoir Group) 1. 1908-1914 
yılları arasında Paris'te etkin bir sanatçı grubuna verilen 
ad'dır. Seine nehrinde yüzen teknelerin adından esinlenilerek 
bu isim konulmuştur. Bu grup kübizm  akımının doğuşunda 
rol oynamıştır. Picasso ve Juan Gris grupta yer almışlardır. 
Batı Özellikle Avrupa Amerika ülkeleri olarak kastedilir. 
Bilim ve teknolojide öncü olduğu sıfatının kabul edildiği 
noktasından hareketle bu ülkelerin gerisinde kalan ülkelere 
model olma özelliği taşır. 2. Batılı Avrupa Amerika uygarlığını 
benimseyen.
Batılı anlayış  Genel olarak, resim sanatında batıda geliştirilen 
biçimler, düzen bağıntıları ve yanılsama teknikleri bütünü.
Batılılaşmak (İng. Westernizaton, Alm. Verwestlichung, 
Frs.Occidentalisation) Özellikle Batı denilen Avrupa 
Amerika  ülkelerinin düşüncede, bilim ve teknikte, 
sanatta, imar ve refah vasıtalarında keşif veya icatlarını 
öğrenmek, yapmak ve bunlardan yararlanmaya çalışmak. 
Çalışma hayatında izledikleri yüksek standartları 
benimsemiş olmak.
Batik is.(Malezya dilinden) 1. Kumaş, deri veya kâğıt 
süslemede kullanılan bir yöntem. 2. Bu yöntemle hazırlanmış 
kumaş. Naturel lifli bütün kumaşlar ve polyemidler için 
uygun bir boyadır. Batik yapmadan önce kumaşın apresini 
alınız. Boyayı kumaşın gerektirdiği kadar kaynatılmış su
 ile eritin. (Naturel lifli kumaşlar için bir yemek kaşığı 
tuzu eritin. Polyemitlere gerek yoktur.) Kumaşı serbestçe 
yüzebileceği banyoda 1530 dakika tutun. Daha sonra bir 
kez daha soğuk sudan geçirin. Asarak değil, gazete üzerine 
koyup kurutun ve ütü ile fikseleyin.
Batik boyası  Batik yapmak için kullanılan özel boya.
Baton dö ruj (Frs.Baton de rouge (Adj)) Dudak kırmızısı
Bauhaus 1. 1919'da Weimar'da  mimar Walter Gropius'un 
kurdupu, 1925 yılında Dessau'a taşınan ve 1933' te Hitler 
yönetimince kapatılan bir sanat kurumudur. Paul Klee, 
Wassily Kandinsky gibi ünlü ressamlarda bu kurumda  
görev almışlardır. Kurumun amacı endüstri ve uygarlık 
gelişmesine ayak uyduran bir sanat anlayışı oluşturmak olmuştur. 2. Bir Alman sanat okulu.
Bayağı Adi, aşağılık, basit, sıradan.
Bayrak kırmızısı Parlak, canlı kırmızı renk. Al renk.
Baz is.(İng. Frs. Base) Temel, esas.
Beceri is. 1 Elinden iş gelme durumu, ustalık. maharet. 
2. Kişinin yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi 
başarma ve bir işlemi amaca uygun olarak 
sonuçlandırma yeteneği
Bedesten is.(Fars.Bezistân) İçinde değerli veya sanatkârane 
tasarımın hakim olduğu  eşyanın  alınıp satıldığı kapalı çarşı.
Bediî s.(Arb.Bed‘ii esk.) 1. Güzellik ölçülerine uyan, gözü g
önlü okşayan, beğenilen. 2. Fel. Estetik. Ör. Bediî sanatlar 
(Güzel sanatlar.)
Bediîyat ç. is.(Arb. Bediiyat esk.) Estetik bilimi, güzellik 
bilimi, güzel sanatlar.
Bedir dri is. (Arb. Bedr, esk.) Dolunay. Ay'ın tepsi gibi  
tam yuvarlak görünmesi hali.
Bedri Baykam  1957'de Ankara'da doğdu. 6 yaşında Ankara, 
Bern ve Cenevre'de ilk sergilerini açtı. Sorbonne Üniversitesi'nde 
işletme ve ekonomi, 19801984 yılları arasında California  
College of Arts and Crafts'da resim ve sinema eğitimi gördü
San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te sergiler açtı. 
68 kişisel sergiye sahip sanatçı birçok grup sergisine katıldı, 
ödüller aldı.
Bedri Rahmi Eyüboğlu (19111975) Bedri Rahmi Eyüboğlu 
gelişmesi boyunca folklorik nakışlarla kurduğu resimsel 
ilişkileri popüler boyutlara eriştiren bir sanatçı olarak 
dikkatleri üzerine toplamıştır. 1913’te Görede’de doğdu, 
1971’de İstanbul’da öldü. İlk ve orta öğrenimini Trabzon’da 
yaptı. 1931’de İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisini 
bitirdikten sonra Paris’te André Lhote’un Atölyesinde 
çalıştı (19311933). Yurda dönüşünde Güzel Sanatlar 
Akademisinde Öğretim Görevlisi oldu. D Grubuna katıldı. 
Basma çoğaltma yöntemiyle serigrafi, litografi, gravür 
çalışmalarına ağırlık verdi ve halk el sanatlarından 
kaynaklanan mozaik çalışmaları yaptı. Paris’teki NATO 
binasında yer alan 50m’lik mozaik panosuyla da 
Uluslar arası ün kazandı. Resim Sanatıyla ilgili yazıları da 
yayımlanmış resim çalışmalarını içeren kitapları çıkmıştır. 
En tanınmış eserleri şunlardır; Köylü kadını, Beylerbeyi 
iskelesi, Balıklar, Mavi Siyah Kuş. Sanatçı Türk El 
Sanatlarının yine topluma ait sanatsal zevk anlayışını 
su yüzüne çıkarmada büyük çabalar harcamış, böylece 
Türk sanatının yaratılmasında onun payı büyük olmuştur. 
Bedri Rahmi yurt içinde ve yurt dışında kendini kabul 
ettirmiş bir sanatçımızdır. Bir çok sergilere katılmış, 
ödüller almıştır.
Beğeni is. 1. Güzel veya çirkin yargısını verdiren duygu, 
zevk. 2. Güzeli çirkinden ayırma yetisi, zevk, gusto.
Bej (Frs.Beige (Adj)) bej,yapağı rengi,saz rengi.
Belâgat mec. Bir şeyde gizli olan derin anlam.
BelirlilikBelirsizlik  Klasik sanatta güzellik, biçimin hiç 
eksiksiz olarak betimlenmesine bağlıdır. Barokta ise 
sanatçı, maddesel gerçekliği vermek istediği yerde bile 
salt belirlilikten uzaklaşır. Bunun nedeni kesin bir belirlilikten 
hoşlanmayan bir beğeninin gelişmiş olmasıdır. Göz yarı 
bellinin güzelliğini bulunca, ilk kez devinimin betimlenmesi 
olanaklı bir hale geldi. (Dönen bir tekerleğin görünümü gibi.) 
Devinim ve izlenim doğal olarak bir çeşit belirsizlik ister.  
Klasik; konuyu tümüyle verir, her biçim kendisi için 
en tipik yolda görünmeye zorlanır, tek motifler anlamlı karşıtlıklar 
içinde geliştirilirler. Barok ise izleyicinin kestirebileceği 
yerlerde bir şey söylemek istemez, devinimli görüntülere 
önem verir. Klasikte ışık, nesnel bir düzenleyicidir, keskin 
karşıtlıkları belirtir. Barokta ise ışık, hiçbir plastik motife 
bağlı olmadan, şurada, enlemesine yere konuverir. 
Bunda biçimle bir çelişme de görülmez. Klasikte karanlıkta 
kalan biçimler betimlenirken oldukları gibi görünürler, 
Barokta ise biçimler genel bir karanlık içinde erirler. 
Beğeni, bu erimeyi güzelleştirecek ölçüde gelişmiştir 
ve biçimler bir büyü ile sarılırlar. İnsan resimlerinde 
de durum aynıdır. Rembrandt bu tür resimlerin en 
büyük örneklerini vermiştir. Klasik resimde renk, 
maddesel varlıkları belirtmekle görevlidir. Barokta ise 
renk, kendi başına bir yaşama kavuşur. Resmin 
köşesine atılmış bir kırmızı manto, bir manto değil 
kızıl bir kordur. 19.yy da resim tamamıyla nesnel 
bir betimlemeye dönünce, Barok üstüne yıkıcı 
yargılar ileri sürülmüş, bu tür yapıtlara özenticilik 
(Manierizm) damgası vurulmuştur. Klasik yapıda 
da aynıyla salt bellilik vardır. Ne ki duvarlardaki, 
eklemlerdeki, çatıdaki taşıyıcı yada taşınan tüm 
elemanlardaki bu bellilik giderek donuk ve cansız 
şeyler olarak görünmeye başlar ve ilke değiştirilir. 
Barok, güzelliği ve canlılığı, yapının görünüşündeki 
sona ermemişlikle, izleyiciye süresiz yeni görüler 
sunan sonsuz oluş halinde bulur. Barok ayrıca bir 
biçimin ötekini örtmesinden, kesmesinden, bu örtüşme 
ve kesişmelerden meydana gelen belirsiz, karışık 
görünülerden hoşlanır. Barokta süsler de bir belirsizlik 
içindedirler. Süsler en ince ayrıntılarına dek görülmez, 
göz, ana noktaları kavrar, arada belirsiz alanlar kalır. 
‘’Arı’’ biçim, Yeni Klasizm’le yeniden canlanmıştır. 
Sanat, özellikle göz sanatları, biçim ve anlatımdan 
oluşan iki yanlı uğraşır.
Benek, ği is. Herhangi bir şey üzerindeki ufak leke, puan.
Benzer Renkler (Couleurs Analogues) Birbirleriyle 
ilgili renkler. Renk Çemberinde komşu renkler. Özellikle 
ortak bir renge sahip, birbirine yakın renkler.
Benzeti is. Benzetme, teşbih.
Benzeti ressamı Büyük sanatçıların yaptıklarını, 
orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğunu 
belirten ressam.
Benzetici s. Benzeterek yapan, sahteci, kopyacı.
Benzetici ressam Büyük sanatçıların üslubunda çalışarak, 
yaptığı işleri orijinal eser diye satan sahte ressam.
Bergama okulu         (İng. Bergamene School)       
Helenistik sanat kapsamında Anadolu’daki aynı adlı 
kent merkez olmak üzere gelişen bir heykel sanat akımı. 
Temel özelliği, klasik anlayışı terk edip daha abartılı bir 
ifade ve devingenlik arayışı içinde oluşudur.
Berliner Sezession  (Secession)  Max Libermann'ın 
liderliğinde Alman resmi akademik anlayışına karşı 
çıkan Alman Ressamlar grubu. (1899)
Berk   Tezhip sanatında kullanılan yaprak biçimli 
bezeme öğesi.
Berrak s, [Arb.Berrâk] Duru, temiz, aydınlık, açık.
Beti (İng. Figure) is.1. Doğadaki ya da sanatçının imgelemindeki 
varlıkların ve gerçekliklerin sanat yapında “yeniden üretilmiş” 
biçimi. 2. Resim ve heykel sanatlarında varlıkların biçimi. 
3. Figür
Betili s. < İçinde insan, hayvan veya doğa öğeleri bulunan 
(resim veya heykel), figüratif.
Betili sanat Doğa'nın görünen biçimlerini işleyen sanat, 
figüratif sanat.
Betim is. 1. Tasvir. 2. İfade, anlatım. 3. Betimlemek işi. 
4. Bir şeyi, bir kimseyi, bir olay veya duyguyu anlatma, ifade etme.
Betimleme is. Tasvir etme, betimlemek işi.
Betimlemek (i) Bir nesnenin, kendine özgü belirtilerini 
tam ve açık biçimde anlatmak, tasvir etmek.
Betisiz s. ve is. İçinde insan, hayvan veya Doğa öğeleri bulunmayan 
(Resim veya Heykel) figür olmayan, nonfigüratif.
Betisiz sanat Nonfigüratif sanat. Betimlemede figür olmayan sanat.
Beyaz is.(Arb.Beyâz) 1. Ak. 2. Kar veya süt rengi. Boya maddesi 
olarak tüm renklerin açık hale getirilmesinde kullanılır. Işık 
beyazı olarak tüm renkleri içinde barındırır. Siyah ile 
karıştırıldığında gri renk elde edilir.
Bezemek   (Os.) Süslemek
Biçim (Shape) 1. Bir nesnenin görme ya da dokunma duyuları 
ile algılanmasını sağlayan kendine özgü gerçekliği. 
2. Bir şeyin şekli. Ünlü matematikçi Monge' a göre '' biçim 
bir nesnenin dış sınırlarıdır.'' Klee ise biçim ve form için 
şöyle açıklamada bulunuyor. Biçim; canlı varlık, buna karşılık 
form; cansız doğadır diyor. Bauhaus izleyicisi olan Hodgen' de '' 
formu yaratıcı eylemin zihinde canlandırdığı şey, biçimde 
kuvvetli konturları olan şekildir.'' diye tanımlamaktadır Bir 
alan, değer, renk ve dokusal farklılıklar nedeniyle sınırları 
belirlenmiş olarak algılanır ki buna ''biçim'' denir. Bir 
diğer tanım '' düzensizlikler arasında oluşan güçler 
diyagramı '' şeklinde yapılmaktadır. Form ( şekil ) genel 
anlamda varlıkların tüm görünüşüdür. Her varlığın temel 
bir formu vardır. Resmi yapılacak modelin karşıdan 
görünüşü kare, dikdörtgen, üçgen, oval gibi geometrik 
yüzeylerden oluşur. Görsel anlatımda rol oynayan önemli 
ögelerden biri de '' biçim ''dir. Doğada var olan her 
cismin, bir geometrik forma dayalı biçimi vardır. Fakat 
biçimlerde kendi aralarında büyük farklılıklar gösterir. 
Bir kısmı geometrik bir düzen içinde oldukları halde 
diğer pek çokları tamamen serbest görünümdedirler. 
Bu bakımdan biçimlerin birbiriyle bağıntısını kurabilmek 
güç ise de, yine de onları bir dönüşüm çemberi etrafında 
toplamak ve birbirleriyle kıyaslamak mümkündür. Biçimi 
sınırlayan çizgi karakterleri, biçimin yuvarlak, sivri, 
keskin, yumuşak nitelikler sahip olmasına katkıda bulunurlar. 
Biçim; geometrik, organik ( serbest ) olmak üzere iki grupta 
toplanır. Doğada ve sanatta '' form  biçim '' ailesi vardır. 
Genelde bunlar ; a Dörtgen biçimler; Açık, kesin, emin 
ve belirli bir ifade taşır.b Dar açılı ve çapraz biçimler: 
Daha dinamik bir etki taşır.c Geometrik eğri biçimler: 
Süreklilik ifadesi güçlüdür.d Serbest biçimler: 
Biomorfik, organik eğriler, yüzeylerin sürekliliğini, 
kütlesel bütünlüğü ve biçimsel yumuşaklığı vurgular. 
Aynı karakterde sınır çizgileri ve yüzeyleri ile 
belirlenen uygun, zıt karakterli sınır çizgi ve yüzeyleri 
ile belirlenenler zıt biçimleri oluştururlar. Örneğin bir 
küre ile piramidin zıt form, bir küre ile bir yarım kürenin 
birbirine uygun form olduğunu söylenebilir.
Biçim Doruğu (Hihglight) Resimde yoğun ve parlak, 
özellikle belirtilmeye çalışılmış kısım.
Bifokal Perspektiv  (Bifocal Perspektive) İki kaçış 
noktalı perspektiv. Rönesans ressamlarının diagonal 
yer karolarını çizmek için kullandığı iki kaçış 
noktalı perspektifte açısal perspektif olduğu gibi 
dikdörtgen ya da karelerin kısa görünümleri kaçış 
noktalarının pozisyonlarına göre değişir. Bu noktalar 
simetrik olarak alınır ve ön plandaki diagonellerin 
genişliklerine göre eşit aralıklarla alınan noktalarla 
birleştirilir. Kesişme noktalarının birleşmesinden 
elde edilen paraleller ayrıca resim düzlemi ile açı 
yapmayan karelerin çizilmesinde gerekli olan noktaları 
sağlamış olur.
Bikolor  [ Frs. Bicolore (Adj) ] iki renkli.
Bileşik sanatlar Programı  Nokta elemanı ile boya, kolaj vb. 
malzemeyle gerçekleştirilen görsel düzenleme
Bilgi    (İng. Knowledge) Bir sanat eseri iki tür bilgi 
verir. 1. Sanat dışı bilgi: Bu durumda sanatsal ürün 
“betimlediği” gerçeklik konusunda bilgi vermektir. 
Örneğin, bir Antik Yunan vazo resminden dönemin 
yaşamı konusunda bilgi edinmek olasıdır. Bununla 
birlikte, bu tür bir bilgi “güvenilmez” nitelikte olacaktır. 
Çünkü, sanat eserinde betimlenen gerçeklik dışı dünyadaki 
gerçekliğin kendisi değil, yeniden üretilmiştir. O halde 
sanatçı betimlediği gerçekliğe sadık kalmak zorunda 
olmadığında göre, sanat eserinden yola çıkarak doğru bilgi 
edinmek tartışılabilecek bir konudur. 2. Sanatsal Bilgi: 
Sanat eserinin vereceği güvenilir bilgi, kendisi konusunda 
verdiği bilgidir. Çok kabaca bir anlatımla, sanat eserinden 
yola çıkılarak üretildiği  dönemin sanatı ya da yapıtın kendi 
üslup özellikleri konusunda bilgi edinilebilir.
Bilgisayar sanatı (İng. Computer Art) Bilgisayar imkanları 
kullanılarak sanatsal yaşantılar etme etkinliği. Bu anlamda 
uygulanan farklı iki teknik vardır. Birincisinde, bilgisayar 
programlanarak bir resimsel yapıt üretmesi sağlanmaktadır. 
İkinci yöntemde ise bilgisayar sanatçıyla izleyici arasında 
bağlantıyı sağlar.
Birlik (unıty, Unite)  1. Resimde tüm öğelerin koordinasyonu 
ile asıl temanın, amacın vurgulanacağı bir birlik yaratılması. 
2. Her sanat dalında yaşatılan armoni espirisi. Resim sanatında, 
plastik ve piktural elemanların bir bütün yaratmak üzere birleştirilmesi.
Biyomorfik Sanat (İng. Biomorphic Art) 1. Doğrudan doğruya 
doğadan seçilen nesneler kullanılarak yapılan sanatsal çalışma. 
Soyut sanatın bir türüdür. 2. Şekil olarak düzenli olmayan ve 
organik yaşamda bulunan, isteğe göre gelişen, kavisli çizgilere 
benzer biçimler.
Biomorfik biçim Biçim olarak muntazam olmayan ve organik 
yaşamda bulunan, isteğe göre gelişen, kavisli çizgilere benzer 
biçimler.
Birleşme Noktası Çizgi perspektifinde aynı düzeyde bulunan 
çizgilerin ufukta birleştikleri nokta. 15. yüzyılda ressamlar 
tek bir birleşme noktası kullanmışlar ama daha sonraları 
doğal dünyanın realitesini daha iyi yansıtmak için bir resimde 
birkaç birleşme noktasına ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.
Birlik Her sanat dalında yaşatılan armoni esprisi. 
Resim sanatında, plastik ve piktural elemanların bir bütün 
yaratmak üzere birleştirilmesi.
Birsen Çeken 1962 yılı Rize doğumlu. 1962 yılında Rize-
Çamlıhemşin'de doğdu. Orta ve Lise öğrenimini Ankara'da 
tamamladı. 1984 yılında Ankara Gazi Üniversitesi Mesleki 
Eğitim Fakültesi'ni bitirdi. 1992 yılında Konya Selçuk 
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden "Sanatta 
Yeterlilik" derecesi aldı.
Bist (Frs. Bistre  (m)) Koyu esmer, barut rengi, koyu 
esmerlik.
Bistre (Frs.Bistre´) Ağaçtan elde edilen bir çeşit kahverengi 
boya, 17. yüzyılda sulubuya çalışmlalarında çok kullanılmıştır. 
Koyu esmer, yanmış, tunç rengi.
Bistre (Frs. Bistrer (v)) Koyu esmer yapmak.
Bitmiş Resim  Eskiz, Etüd ve tasarım aşamasından sonra 
tamamlanmış resim.
Bizans sanatı  (İng. Byzantine Art) Doğu Roma İmaratorluğu 
içerisinde üretilmiş sanat eserleri.
Blera  (Frs. Blaireau (m))Boya fırçası
Blan (m) Beyaz
Blanşatr (Frs. Blanchâtre (Adj)) Beyazımtrak
Blan kom ön (Frs. Blanc comme un linge (Adj)) Duvar 
gibi beyaz.
Blan kom nej (Frs. Blanc comme neige (Adj)) Kar gibi beyaz
Blero   İnce, yumuşak tüylü fırça. Yağlıboya resimde kıl 
fırça ile sürülen boyanın pürüzlerini gidermek ve boyayı 
yüzey üzerinde homojen olarak dağıtılması işine yarar.
Blö (Frs. İng. Bleu (m)) Mavi
Blössaj (Frs. Bleuissage) Mavileşme, morarma
Blö (Frs. Bleu (roi)) Çok canlı mavi renk.
Blöatr (Frs. Bleuâtre) Mavimsi
Blöforse (Frs. Bleu forcé (Adj))  Lâcivert
Blö indigo (Frs. Bleu indigo  (Adj)) Çivit mavisi
Blölavanta (Frs. Bleu lavande (Adj)) Lavanta çiçeği mavisi
Bleuté (Frs. (Adj)) Maviye çalan, hafif mavimsi.
Bohem - Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder 
bir yaşayışı olan edebiyat ve sanat çevresinden 
(kimse veya topluluk):
Bol boya – Resim yüzeyi üzerinde boyanın kalın 
kullanılması. Fovist tarzın belirgin özelliklerindendir. 
Boyanın dolgun olarak kullanılması, renklerin kalın ve 
yoğun fırça tuşları ile tuval yüzeyine sürülmesi bazı 
ressamların temel endişeleri olmuştur.
Bolonya Okulu (İng. Boloqnese School) 13. yy’dan 18. yy. 
sonuna dek aynı adlı İtalyan kentinde gelişen ve her dönemde 
yerel özellikler gösteren sanat anlayışı.
Bonom (Frs. Bonhomme (m))  Çocukların çizdiği insan resmi
Bonzetto (İng. Bonzetto) Bir sanat eserinin, genellikle 
heykelin ilk tasarımı, eskizi anlamında İtalyanca sözcük. 
Asıl eser bu tasarım ya da eskize göre ortaya konur.
Bossole (Frs. Bosseler (v)) Kabartma işlemek
Bossölman (Frs. Bossellement (m) Kabartma işleme
Bossölür (Frs. Bosselure (f))  Kabartma işi
Boy  (Res. (os.Ebat) – 1. Tuval, resim kağıdı gibi resim 
malzemelerinin büyüklükleri küçüklükleri için kullanılır. 
Resimde en, derinlik yanında üçüncü etken olarak “boy” vardır. 2. Boyut.
Boy Heykeli  Baş, göve ve ayakları da içine alan insan heykeli.
Boya (İng.Paint) 1. Renklendirici pigmentleri içeren katı 
ya da sıvı bir taşıyıcı maddeden oluşan renklendirici ve 
örtücü malzeme. Bu maddeler  boyanacak yüzeye sürülür. 
Yağlı boya, Sulu Boya, Pastel Boya, Akrilik Boya gibi 
türleri vardır. İnsanoğlu tarih öncesi denilen çağlardan beri 
boya maddesini kullanmışlardır. Altamira ve Lascaux mağara 
duvarlarındaki bizon ve av sahnelerini konu edinen bu resimler, 
ile çanak çömlek üzerineki renkli süslemeler, boyanın primitif 
dönemden beri kullanıldığının kanıtlarıdır. İlk boyalar, içindeki 
maden oksitlerinden dolayı başka başka renk alan killi topraklarla 
bazı bitkilerin özütlerinden çıkarıldığı göstermektedir ki; bunlar 
su ile karıştırılarak bir tüy, çubuk parçası veya parmakla istenilen 
yere sürülüyordu. Boya ile resim yapmanın en eski yöntemlerinden 
biri de Fresko denilen kireçli boya yöntemidir. Bir dönem bitki 
köklerinin kaynatılarak bunlardan renkli özütler çıkarılıp reçina 
ve balmumu ile karıştırılmak sureti ile elde edilirdi. Bu tür 
boyama teknikleri Orta çağa kadar devam etti. Fakat sonraları 
yumurta sarısının içinde reçinayı kullanılı hale getirme özelliği 
olan bir yağ bulunduğu anlaşılarak balmumu yerine yumurta 
sarısıyla yapılan boyalar kullanılmaya başlandı. Yağlı Boyanın 
keşfi ise daha çok sonralarıdır. Boyaları yağ ile karışıtırlarak 
hamur haline getirip kullanılmasına başlandı.  Bu teknik ressamlar 
arasında yaygın olarak kullanılırdı.
Boyamak  (Os. Telvin etmek, Frs. Peindre) Boya malzemesi ile 
yüzeyi renklendirmek. Boya vurmak.
Boya Bıçağı (Res.) 1. Boya paleti üzerindeki boyaları sıyırıp 
toplamak veya boyaları ezip karıştırmak için ressamların 
kullandıkları tahta saplı, çelik bıçak. 2. Spatül, spatüla. Boya 
malası da denilebilir.
Boya Boşlukları  (Res.) Yağlıboya, suluboya ve kazı resimlerde 
kağıdın veya tuvalin bazı bölümlerini boş bırakarak ışık etkisi 
yapmak için işlenmiyen veya boya sürülmeyen kısımlar.
Boya Çekmecesi (Frs. Boite d’Atelier) Resim Atölyesinde 
yer alan boyaları korumak için kapaklı ve çekmeceli dolap.
Boya Kutusu (Frs. Boite a peinture) Resim çalışma öncesi, 
sırası ve sonrasında boyaları toplu halde kullanmak ve korumak 
için kullanılan duralitten yapılmış kutu.
Boya Takımı  Boya, eritici ve kabının bir arada bulunması.
Boyalamak Boyamak, Boya vurmak, Boya resim yapmak.
Boyalı Boya malzemesi ile renklendirilmiş halde bulunan yüzey.
Boya Maddesi Yağ ya da yumurta akı ile karıştırılıp boya 
haline getirilen bitkisel ya da mineral madde.
Boya resim (İng. Painting) Kalemle ya da baskı teknikleriyle 
oluşturulmayıp, yalnızca boya kullanılarak gerçekleştirilen 
her tür resme verilen ad. Yağlı boya, sulu boya vs. teknikleri 
ile yapılmış her tür resim.
Boyayı Çamurlaştırmak Resim yaparken, daha yaşken, 
özellikle kontrast renklerin üst üste sürülmesi ile meydana 
gelen renk nötürleşmesi durumu.
Boyayı Yormak  (Res.) Resim yaparken tuval yüzeyine 
sürülen boyaları birbirine karıştırıp tekrar tekrar işlenirse 
rengin tazelik, canlılık ve şeffaflığı kaybolur ki; buna 
boyayı yormak denir.
Boyut (İng. Dimension) Sanat eserinde boyut kavramı, onun 
algılayıcıyla olan ilişkisini anlatmaktadır. Örneğin, resim 
sanatı “en” ve “boy” olmak üzere iki boyutludur. Buna 
“derinlik” etkisi de eklendiğinde “üç boyutlu” olur. 
Yüzey üzerinde betimlenen obje, çizgi renk ya da leke 
etkisi ile kazandırılan bu üç boyut etkisi ile izleyici, 
uzay boşluğunda bulunuyormuş gibi görünmesi ile sanki 
objenin etrafında dönülebilecek hissine kapılır. Bu da 
resmin “üç boyutlu” olarak tanımlanmasına neden olur. 
Genel olarak var olanın biçimlendirilmesidir. Doğadaki 
tüm nesneler titiz bir boyut ilişkisi içindedirler. Bir 
formun kalınlığını, derinliğini, uzunluğunu, genişliğini 
belirleyen ölçüm serileridir. Biçimlerin farklı boyutlarda 
kullanıldığında farklı etkilerin elde edilmesi nedeniyle ölçü, 
önemli bir tasarım ögesidir. Ölçü bakımından birbirine yakın 
boyutlardaki biçimler uygun, farklı boyutlardaki biçimler 
ölçü bakımından birbirine zıttır. Armoni ve zıtlık sağlamak 
için kullanılırlar. Doğada var olan nesnelliğin kendine 
özgü bir boyutlanması varsa, tasarım ögelerinin ve değerlerinin 
de bir boyutlandırılması vardır. Her tasarım ögesinin boyutu :
a İşlevsel açıdan, b Malzeme açısından, c Biçimsel açıdan, 
d Çevreyle olan ilişkisi ve ögenin kendi geometrisiyle ya da 
strüktürü ile belirlenir. Tasarım boyutlamasında insan 
boyutu ön şarttır. Yani boyutlandırmada insan ''modül” olur. 
Günlük kullanım eşyalarının işlevsel yapısıyla insan boyutunun 
sıkı bir ilişkisi vardır. Oturma birimleri, aletler, eşyalar vs. 
insan yaşamıyla ilgili tüm nesnelerin boyutları insana bağlıdır. 
İnsanı aşan boyut monümentalliktir. Genellikle mabet, tapınak, 
anıt, tak ya da kitlesel eylemlere yanıt veren mekanlarda 
görülür. Boyutlar ezici bir büyüklüktedir. Boyutun büyüklüğü 
insana, etkili bir güç ve inanç duygusu verir. Heybet, korku, 
saygı, baskı, egemenlik, üstünlük vs. gibi psikolojik etkiler 
için insanı aşan boyutlar gerekir. İnsan boyutundan küçük 
boyutlar ise sevimli bir yaklaşımla duygusallığı doğurur. 
İnsan psikolojisi, boyut zıtlıklarına büyük bir yatkınlık 
ve uyumluluk gösterir. Bir düzenleme de bütünlük, 
ayrıcalık, etkilietkisiz, uyumlulukuyumsuzluk, derinlik 
olarak ta öndearkada gibi psikolojik etkileri boyut 
zıtlıklarıyla elde edilir. Çeşitli farklılıklardan dolayı 
boyutun dikkati çekici gücü vardır.
Boz (İng. Gray, Grey) Gri renk.
Bozkır Sanatı (İng. Art of stepps) Tunç çağında 
iç Asya’dan Macaristan’a kadar uzanan Avrasya 
bozkırlarında yaşamış göçebe kavimlerin sanatsal 
yaratması. Hayvan üslubu da denir.
Braque, Georges – (Argeteuil, 13.5. 1882 Paris, 
31.8.1963). Fransız ressam, Kübizm akımının 
öncüleri arasında yer alır.1920-21 ‘den sonra renk 
ve biçimin tam bir uyum içinde bulunduğu naturmortlar 
ve kompozisyonlar yapmıştır.
Brik (Frs. Brique(un teint brique)) Kiremit renginde
Bristol Parlak veya bir tarafı mat kalın kağıt. Karton.
Bristol karton (Frs. Carton de bristol)
Bronz (Frs. Bronzé ] Tunç rengi, koyu esmer.
Brossaj (Frs. Brossage) Fırçalama
Brosse (Frs. Brossée)  Fırça vuruşu
Brosse (Frs. Brosser (v)) Çabucak resim yapmak
Brunir (Frs. Brunir (v)) Koyu renge boyamak, rengini 
koyulaştırmak.
Buğday Rengi  (Frs. Teint Cuivre) Bakıra çalar 
kırmızımtrak esmer renk.
Buğulu Renk  (Res.) Renklerin bir buhar ve duman 
tabakası arkasından görünür gibi aldıkları hal. Renklerin 
duman gibi birbirine karışır bir halde ve yarı şeffaf, 
kenarları erimiş gibi olmaları veya tülle örtülmüş gibi 
ince bir duman halinde bulunmaları. Örnek: Bulut 
resimleri. Bir manzara resminin uzaklıklarında dumanlı 
gibi görünen ve biçimlerinin sınırı bulanık gibi olan 
renkler hakkında buğulu renkler denir. Yine Manzara 
resimlerinde uzaklık etkisi yaratmak için hava 
perspektifi bağlamında renkleri buğulu kullanmak gerekir. 
Cisimler yakınlaştıkça net görünürken uzaklaştıkça silik 
soluk halde gösterilir. Bu da renklerin buğulu etkisi ile 
elde edilir.
Bulut  Gökyüzünde toplanan ve çeşitli ilginç şekiller 
alan su buharları. Peysaj resimlerinde Bulut’ların önemli 
yeri vardır. Resim sanatçıları arasında özellikle bulut 
ressamları vardır.
Bulut Oyukları  (Frs. Percee) Bulut aralıkları. Resim 
sanatında bulutların aralarından görünen gök bölümleri.
Burhan Doğançay  1929 yılında İstanbul'da doğan 
sanatçı, 19501953 yılları arasında Paris Üniversitesi'nden 
Hukuk doktorası aldı. 19521953 arasında La Grande 
Chaumiere'de Sanat Kursları'na
katılan sanatçının 1965'de New YorkGuggenheim 

Müzesi tarafından bir eseri satın alındı.
1969 yılında Los Angeles'da litografi çalışmaları yaptı. 

Dünya Fotoğraf projesi'ni  gerçekleştirmek üzere dış ülkeleri 
dolaştı. 6 ödül sahibi olan Doğançay halen New York'da 
yaşamaktadır.
Burhan Uygur  1940 yılında Tirebolu'da doğdu. 1968 yılında 
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüboğlu 
Atölyesi'ni bitirdi. 1970 yılında Salzburg Yaz Akademisi'nde 
bir süre çalıştı ve Hollanda'da bir sokak sergisi açtı. Burhan 
Uygur, resmin şiirsel boyutlarını zenginleştiren eserleriyle 
birçok kişisel sergi açmış ve birçok karma sergiye katılmıştır.
1965 yılında Çağdaş Ressamlar Cemiyeti'nin düzenlediği 

yılın genç ressam yarışmasında Oya Katoğlu ile birinciliği 
paylaşmış, ayrıca Sedat Simavi Vakfı görsel sanatlar ödülünü 
almıştır. Ressam, 1992 yılında ölmüştür.
Burinaj (Frs. Burinage (m)) Maden üzerine kazıma, hakkâk 
kalemi ile işleme
Buhara Okulu 1510’dan sonra Buhara kentinde gelişen bir 
resim üslubu. Bu okul ressamlarının yapıtları daima el yazma 
kitaplar için yapılmıştır.
Burine (Frs. Buriner (m)) Oymacı hakkâk
Burine (Frs. Buriner (v)) oymak, hâkketmek
Bünyamin Balamir  Ressam. Sanat Eğitimcisi. 1953 Çorum 
doğumlu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resimİş Bölümü’nü bitirdi, 
bir süre orta öğretimde çalıştı. 1981’de asistanlık sınavını 
kazandı. 1985’de lisans tamamladı. 1987’de Gazi Üniversitesi 
Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden “Sanatta Yeterlik” diploması aldı.
Bükmek (Distorsion) Biçimler, renkli imajlarla organize edildiği 
zaman göze ve inanmaya dayanan biçimlerin genel karakteri, 
durumu ve ölçüsünde, ressam tarafından görülen gerek üzerine
yapılan değişiklikler.
Büren (Frs. Burin (m)) 1. Maden kesmek için çelik kalem. 
2. Bu kalem ile yapılmış resim, gravür, tuğ kalemi, çelik 
kalem, kazı kalemi.
Büst (Frs. Buste (m)) 1. Gövde üstü yontusu. 2. Başı da 
içine alan yarım gövde heykeli.
Büst heykeltıraşı  (Frs. Bustier) Özellikle insan figürlerinde 
Baş’ı da içine alan yarım gövde heykeli çalışan 
heykeltıraşa verilen ad.
Bütünleyici Renkler  (Armoni) Mor<>Mavi, 
Kırmızı<>Turuncu (orange), Sarı<> Yeşil
Bütünlük Görmek  (Frs. Voir l’ensemble) Bir şeyin 
veya manzara resmi yapılırken gözü detaylarla meşgul etmeyerek bütünü görmek.

C

Cad  (Bilgisayar grafiği) Computer Aided Design. Bilgisyar 
grafiği teknolojileri yardımıyla (yazılım ve donanım üniteler), 
örneğin makine parçaları ya da bina anşaatları gibi ünitelerin 
dizaynı ve çizimi işlemleri.
Cam boyama resim  (İng.Glass painting) Cam levhanın bakana 
göre arka yüzüne ışığı   geçirmeyen yağlıboya vs. gibi malzeme 
ile yapılan resim.
Cam Göbeği   (İng.Glassgreen) Turkuaz rengi. Camın kalınlık 
kesiminde görülen yeşile çalan mavi renk.
Camden Kasabası Grubu Walter Sickert ve Spencer  
Gore’un 1911 yılında İngiltere’de kurdukları bir resim 
grubu. Empresyonizm sonrası resme karşı bir tepki ve 
rekabet hareketi olarak doğmuştur.
Camera Lucida İng. Camera Lucida) Nesnelerin resmini 
kolaylıkla çizebilmek için kullanılan bir araç. Bir prizma 
düzeneğiyle çalışan Camera Lucida, nesne ile göz 
arasında yerleştirilir. Ve altta yatay konumda bulunan 
kağıt üzerine nesnenin yansımasının düşmesi sağlanır. 
Bu yansımanın kotürleri üzerinden geçilerek resim 
oluşturulur.
Camera Obscura (İng. Camera Obscura) Mercekler 
yardımıyla doğadaki nesnelerin küçültülmüş görüntüleri 
bir düzlem üzerine yansıtan araç. Karanlık oda da denilir.
Camile Corot (1796-1875) Fransız Ressam. Çalıştığı 
manzara resimlerinde ışık ve renk tonlarına önem vermiştir.
Canlı Model  İnsan ve hayvan vücudunun, resim ve heykel 
gibi plastik sanatlarda konu olarak incelenmesi ve ele alınması.
Canlı Renkler  Tablo yüzeyinde izleyicinin dikkatini çeken renkler.
Cansız doğa  (ing. Stilllife) Bitki ve eşya gibi hareketsiz 
nesneleri betimleyen resim. “Natürmort” da denilir.
Caravaggio (1573- 1610) İtalyan ressam. 1584-88 arası 
Simone Peterzano adlı bir ressamın çırağı oldu. İtalyan 
resminde önemli bir yeri vardır.
Caravaggistler (İng. Caravagisti) 17.yy.’da Caravaggio’nun 
izinde giden ressamlara verilen ad. Üslupları çok koyu bir 
zemin önünde yoğun biçimde aydınlatılmış betilere yer vermektedir.
Carlo Cara (1881-1966) İtalyan Ressam. İlk fütüristlerdendir. 
1917 yılında Chirico ile tanıştıktan sonra metafizik resme yönelmiştir.
Carmin (İng. Carmin) Bir tür kırmızı renk. Renk skalasında kırmızının 
diğer ton ve türleriyle kırmızının başka asal renklerle bileşiminden 
oluşan renkler, Carmin’e göre sıralanırlar ve onları meydana getiren 
rengin Carmin olduğu varsayılır.
Cauterium (ing. Cauterium) Antikitede resim yapımında kullanılmış 
olan küçük metal ispatula.
Celal Esat Arseven  Profesör, yazar, sanat tarihçisi, ressam, 
milletvekili ve kıdemli yüzbaşıdır.1875 yılında İstanbul Beşiktaş'ta 
doğdu.Sadrazam Ahmed Esad Paşa'nın oğludur.40 günlük iken 
babası ölmüştü. 1888 yılında Galatasaray Lisesine girdi.
Lisede okurken 1889 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi 
ve mezun oldu.Güzel Sanatlar Akademisinde de okurken
II. Abdülhamid'in özel emri ile Harp Okulunun asiller sınıfına 
girdi.1894 yılında piyade subayı olarak mezun oldu. 1908 
yılında kıdemli yüzbaşı (Kolağası) iken askerlik hayatından 
istifa ederek ayrıldı.1908 yılında arkadaşı Salah Cimcoz ile 
"Kalem" adlı mizah dergisini çıkardı. I. Dünya Savaşı 
sırasında Kadıköy Belediye Şube Müdürlüğü, sonra 
ressamlarımıza Avrupa'da sergi açmalarını tertipleme 
görevi yaptı.19211941 yılları arasında Güzel Sanatlar 
Akademisi Mimari Tarihi ve Şehircilik profesörlüğünde 
bulundu. 1923 yılından sonra Darülbedayi Müdürlüğü, 
19241941 yılları arasında Ankara şehri imar müşavirliği, 
19331937 yılları arasında Kadıköy Halkevi Başkanlığı, 
Türk Sanatı Tarihi Enstitüsü üyeliği, 19421950 yılları 
arasında İstanbul ve Giresun milletvekilliği yaptı.Üç 
kez evlendi. 1932 yılında I. Tarih Kongresine katıldı.
Ankara, İstanbul ve Roma'da resim sergileri açtı.Pul, 
tiyatro, müzik ve gezi meraklısı idi. 13 Kasım 1971 
tarihinde 96 yaşında iken İstanbul'da vefat etti. Mezarı 
Erenköy'de Sahrayı Cedid mezarlığındadır.
Eserlerinden bazıları:Türk Sanatı Tarihi 4 cilt, Sanat 

Ansiklopedisi 5 cilt, Mimari Tarihi, Kamusu Sanat, Türk 
Sanatı, Şehircilik, Eski İstanbul Abidat ve Mebanisi, 
Selimi Salis (Salah Cimcoz ile yazdıtiyatro), Saatçı (operet), 
Şaban (Viyana’da temsil edilin ilk Türk operası) Kaynak:Osmanlı 
Tarihi Yazarları M.Orhan Bayrak istanbul 1982 sf.5052
Sanat ve Siyaset Hatıralarım Celal Esad Arseven Ekrem Işın İletişim 
Yayınevi / Anı Dizisi Celal Esad Arseven (18751971) resimden 
edebiyata, tiyatrodan sinemaya, mimari ve şehircilikten sanat 
tarihçiliğine geniş bir alanda ürünler vermiştir. Tanzimat döneminin 
devlet ricalinden, valilik ve sadrazamlık yapmış Ahmet Esad 
Paşa'nın oğlu Celal Esad, küçük yaştan itibaren tanık olduğu 
toplumsal hayatın hızlı değişimlerini, Batılılaşma çabalarını, 
imparatorluğun çöküş sürecini farklı ürünlerle değerlendirebilmiş 
ve çalışmalarını sistemleştirebilmiş ender aydınlarımızdandır. 
Osmanlı modernleşmesinin kültürel dayanaklarını açıklamada 
birikimi, yetenekleri, özgün söylemi ve sanatçı kimliği ile 
dikkat çeker. Arseven, düşüncelerini savunmada kullandığı ilginç 
yöntemlerle de tanınır. Şehircilik konusunda tartıştığı Şehremini 
Cemil Paşa'yı (Topuzlu) alt yapının gerekliliğine inandırmak 
için Paris lağımlarında sandalla dolaştırır. Kadıköy Belediye 
Dairesi Başkanlığı, Darülbedayi Müdürlüğü, İstanbul Eski 
Eserleri Koruma Encümeni üyeliği, iki dönem milletvekilliği, 
Eski Eserler ve Anıtlar Kurulu üyeliği, Sanayii Nefise 
Mektebi'nde hocalık yapan Celal Esad'ın eserleri arasında 
Türk Sanatı, Sanat Ansiklopedisi, Eski İstanbul, Eski Galata 
ve Binaları vardır. Elinizdeki kitabı, Celal Esad Arseven'in 
Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan "Türk Resim Sanatında 
Yetmiş Yıllık Hayatım" adlı yazıları ile Dünya gazetesinde 
çıkan "Yıldız Sarayından Mütarekeye kadar Celal Esad 
Arseven'in Hatıraları" başlıklı yazılarını biraraya getirerek 
Ekrem Işın yayına hazırladı.
Celi Hat sanatında her tür yazının uzaktan kolayca okunabilecek 
biçimde iri ve kalın yazılmış olanını niteler.
Cemal Tollu Cemal Tollu kübist bir Resim üslubu anlayışına 
yöresel anlamalar kazandırma yolunda bir sanatçı olarak 
görülmektedir. 1899’da İstanbul’da Doğdu, 1968’de İstanbul’da 
öldü. Sanayii Nefise’de öğrenim görürken Milli Mücadele’ye 
katılmak için Anadolu’ya geçti. Öğrenimini daha sonra 
tamamladı. Bir süre Elazığ Öğretmen Okulunda resim 
öğretmenliği yaptı (19271929). Avrupa’ya giderek 
André Lhote, Fernand Léger ve Hans Hoffman gibi 
sanatçılarla çalıştı (19291932). Yurda dönüşünde Güzel 
Sanatlar Akademisinde Léopold Lévy’nin yardımcılığına 
getirildi. D Grubu kurucularındandır (1933). Resimleri ilk 
kez 1927’de sergilendi. 1967’de de retrospektif sergisi açıldı. 
En tanınmış eserleri; Hatay portakal bahçelerinde, Zeytin ağacı, 
Okuyan köylüler, Mevleviler, Balerin.
Cengiz Savaş 1956 yılında Eşme’de doğdu. 1979 yılında Gazi
 Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden mezun oldu. Belirli bir 
süre ortaöğretim kurumlarında öğretmenlik yaptıktan sonra, 1982 
yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak Gazi 
Yüksek Öğretmen Okulu’na resim ana sanat dalı asistanı olarak 
atandı. 1985 yılında lisans tamamlayıp, 1987 yılında “Sanatta 
Yeterlik” aldı. 1990 yılında Yardımcı Doçent ünvanıyla öğretim üyeliğine 
yükseltildi. Kültür Bakanlığı, Devlet Resim-Heykel Müzesi gibi resmi 
kurumların yanısıra yurt içi ve yurt dışında birçok resmi ve özel 
koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.
Cephe 1. Bir binanın yüzlerinden her biri; özellikle ön yüz. 
2. Bina yüzünde dik doğrultuda sonsuzdan bakılan görünüş.
Cephedenlik (Frontalite) Resim düzeninde figür ya da figürlerin
yüz ve vücutlarıyla tam karşıdan tasviri.
Cera Colla (İng. Cera Colla) Balmumu, zamklı su ve boya 
pigmentlerinin karışımıyla elde edilen bir resim boyası.
Cercle et Carree (İng. Cercle et Carree) Soyut sanat 
doğrultusunda çalışan, Uruguay’lı ressam. J.T. Carcia önderliğinde 
1930’larda kurulmuş bir sanatçı grubu.
Cestrum (İng. Cestrum) Antik Roma’da ressamlarca kullanıldığı 
sanılan sivri uçlu bir araç.
Cetvel (İng.Ruler) Doğru çizgiler çizmek, Kağıdı Maket bıçağı ile kontrollü bir biçimde kesmede yardım için kullanılan bir araç. Kağıt kesiminde kullanılacak alan, maket bıçağının kayarak kağıdın istenmeyen biçimde kesilmesine engel olması amacıyla cetvelin altında kalmalıdır.
Cepheden Resim  Modelin tam karşısından yapılan resim.
Cevat Dereli  (19001989) 1900 yılında Rize’de doğdu.
1924’de Sanayii Nefise Mektebini bitirdi. 1924 yılında 
eğitim için Paris’e gönderildi. Dört yıl Julian Akademisi’nde 
çalıştı. Yurda dönüşünde Sanayii Nefise Mektebine öğretim 
üyesi olarak atandı ve bu kurumdan emekli oldu. Müstakil 
Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliğinin üyesi olan Cevat 
Dereli daha sonra “D Grubu” na katıldı. 1989 yılında 
yitirdiğimiz Cevat Dereli’nin Devlet Kütüphane 
Koleksiyonlarında eserleri bulunmaktadır.
Chiaroscuro (İng. Chiaroscuro) Yağlı boya resminde keskin 
karşıtlıklar yaratacak biçimde düzenlenmiş ışıkgölge dağılımı. 
Rembrandt en büyük ustası sayılır.
Cihannüma Her tarafı seyredebilmek için bazı ev çatılarının 
üstüne yapılan oda veya teras.
Cihat Burak 1915 İstanbul doğumludur. Mimarlık bölümü mezunudur. 
Ancak daha çok naif tarzda çalışan bir ressam olarak tanınmıştır.
Cila (İng. Polish) Ahşap, taş, mermer vs. gibi yüzeyleri dış etkilerden 
korumak parlak ya da mat bir görüntü vermek amacıyla üzerine sürülen 
bir madde.
Cilt (İng. Binding) Kitap ya da dergi yapraklarının dağılmasını önlemek, 
güzel görünmesini sağlamak amacıyla yapılmış özel kap.
Civan Kaşı Türk işleme ve süsleme sanatında kullanılan zikzaklı 
bir bezeme öğesi.
Claude Monet (1840-1926) Fransız ressam. Empresyonizmin 
kurucuları arasında yer alır. Günün değişik saatlerinde ışığın farklı 
şiddette objeler üzerine vurduğu farklı etkileri yakalamaya çalışmıştır.
Colour Field (İng. Colour Field) 1950’lerin sonlarında ABD’nde 
ortaya çıkan ve Kelly, Kuwa Yama, Louis, Noland gibi sanatçılar 
tarafından izlenen bir resim akımı. Her türden biçim ve mekan 
yanılsamasını yadsıyan ve yalnızca renk lekeleri oluşturmaya 
yönelen bir tutum gösterir.
Combine Painting (İng. Combine Painting) Gerçek üstü ve 
dadacı kolajın etkisiyle Rauschenberg 1950’lerde sınai tüketim 
ürünlerini boyanmış tuval resimlerinin içine terleştirmeyi dener. 
1953’ten bu yana bu tür yapılara “Combine Painting” denilmektedir.




Ç

Çağ (İng. Age, Period) Sanat tarihinde bir üslubun egemen 
olduğu dönem. Gotik, Barok çağ vb. gibi biçimlerde kullanılır.
Çağrışımlı Göz Gezdirme  Resim yüzeyi üzerinde kimi l
ekesel imgeler, simgesel olarak doğa nesnelerini olduğu 
gibi değil, çağrıştırma yolu ile yapılırlar. Gözün gördüğü 
kesintili biçimleri, beyin çağrıştırdığı obje ile düşünce 
bazında bağlantı kurarak nesnenin görüntüsünü tamamlar.
Çamur kalemi Heykel sanatçılarının çamuru işlemek için 
kullandıkları, sert ağaçtan yapılmış, bir ucu sivrice, diğer 
ucu yassı özel araç.
Çapla (İng. Cold chisel) Metal yüzey üzerinde kazı ya da 
oyma işlemleri yapmak için kullanılan çelik kalem.
Çarmıh  Hazreti İsa’nın konu edildiği resimlerde yer 
alan haç biçimindeki ahşap sehpa.
Çarpicac (İng. Chisel, gougre) Taş işlemek için 
kullanılan geniş ağızlı kalem.
Çatlama Yağlıboya resimlerin zamanla hava etkileri ya 
da yanlış boya karışımları yüzünden uğradıkları yıpranma.
Çerçeve (İng.Frame)1. Bir resimsel kompozisyonun sınırlarını 
belirleyen çizgi. “çerçevesiz resim ruhsuz cesede benzer 
Van Gogh.
Çeşitlilik (Variety) : Resimdeki ana temanın birliğinin 
çerçevesi içerisinde canlı ve zengin bir çeşitliliğin de elde 
edilebilmesi resmin albenisini arttıran önemli bir unsurdur.
Çevrelem Bir parçayı içine alan dış çizgi. Kontur.
Çevresel Sanat (İng. Environmentol Art) Kentsel ya da doğal 
mekan ölçeğindeki tüm yüzey, hacim ve mekan sanatı 
ürünlerini kapsayan sanat dalı.
Çıplaklık (İng. Nakedness) Sanat eserinde çıplaklık tarih 
öncesinden beri görülür. Bu dönemde doğurganlık ve 
bereket simgesi olarak kullanılan ve ana tanrıça 
figürleri olarak nitelenen küçük heykelcikler daima çıplak 
olarak betimlenmiştir. Rönesans’ta Antikitenin örnek alınışı 
sonucunda ortaya çıkarak, Batı sanatındaki yerini günümüze 
kadar korumuştur.
Çıplak Model Resim atölyelerinde ressamların aynı konu 
çevresinde çalışmalarını sağlamak amacıyla modellik yapanı 
soyunup poz veren kadın ya da erkek. Bu konuyu işleyen 
resimlere de “nü” denir. (Bkz. Nü)
Çırak (İng. Apprentice) Bir ustanın ya da atölyeye sanat 
veya beceri öğrenmek için girmiş genç insan.
Çini (İng. Tile, Glazed Tile) Duvar kaplaması olarak 
kullanılan renkli ve genellikle bezeli ve sırlı seramik plak.
Çin Kırmızısı Parlak vişne çürüğüne çalan kırmızı renk.
Çinko Beyazı (İng. Zine White) – Çinko Oksitten elde 
edilen beyaz boya.
Çim Mavisi (İng. Cobalt Blue) Bir tür parlak mavi renk.
Çivit Mavisi (İng. İndigo) Bir tür mor renge kaçan koyu 
mavi renk. “Kobalt Mavisi” ve “Çivid” de denir.
Çizgi (İng. Line) Bir yüzey sanatı öğesi olarak çizgi, 
uzunluğuna oranla kalınlığı çok az olan bir şerit anlamını 
taşır. Dolayısıyla kalın bir fırçayla bir yüzey üzerine 
vurulacak uzun bir boya darbesi resim sanatında çizgi olarak 
değerlendirilir. Nulla dies sine linea (lğc. lat) Çizgi çekmediği 
gün yok. (ressamlar için söylenir.) Aristo’ya göre çizgi, boşluk 
ve doluluk arasındaki sınırdır. Nokta olarak başlarlar ve 
her yönde "düz, kıvrımlı, kırık, kalın/ince, koyu/açık" olabilirler. 
Çizgiyi tanımlayacak olursak; bir noktanın verilen doğrultudaki 
uzantısı çizgidir. Genişlik ve uzunluğu ne olursa olsun, 
eğer biçimi bir çizgi etkisi yaratıyorsa, ona çizgi diyebiliriz. 
Çizgi, noktanın aralıksız hareketinden doğan kavramdır. 
Mesafenin derinlik ve genişliğine gitmeden, uzunluk 
yönünde giden noktalar bütünlüğüdür. Bir sınır belirleyici 
olarak ta değerlendirilir. Sanatın çizgi ile başladığı bir 
gerçektir. Bu nedenle sanat eğitiminde çizgi çok 
önemli ve temeldir. Göz nesneyi görürken el çizgiyi 
gerçekleştirir. Önceleri yani çocuklukta hayal dünyası, 
çizgi yoluyla dışarı vurulurken büyürken dış dünya 
gerçekliği de eğitim bağlamında, çizgi ile ortaya konur. 
Nesneyi görme biçimi, zaman içinde görme alışkanlığı 
geliştikçe temel elemanlara indirgenmeye başlar. 
Örneğin iki figürün gözleri arasındaki bakışın çizgi 
oluşturması gibi. Çünkü çizgi, gözü kalınlık üzerinde değil, i
zlemiş olduğu yol üzerinde gezdirir.
Çizgi Resim (Bkz.desen) Bir tavisrin kalem, tebeşir ya da 
boya kullanarak salt çizgisel değerlerle meydana getirilmesine 
verilen ad. Çabuk, kendiliğinden bir çizgisel oluşumla resmin 
meydana gelişi. Bir çizgi-resim kendisi bitmiş bir örnek 
olabileceği gibi, bitirilecek bir örneğin hazırlığı, ön 
aşaması da olabilir.
Çizgisel (İng. Linear) 1. İnce kontur çizgileriyle 
oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel 
yapıtları niteler. 2. Sanatın çizgilere ilişkin yanları.
Çizgisel biçim (Figure Lineaire) Karakter bakımında 
düzenli veya düzensiz olan, ama esas olarak, doğru bir 
görüşle olan çizgilerden meydana gelen biçim.
Çizgisel doku – Bir düzlem üzerinde farklı karakterde 
çizgiler kullanılarak oluşturulan doku.
Çizgisel rahatlık Çizimlerde bireysel özgünlüğün 
yansıdığı seri çizim.
Çizim (İng. Drawing, Draughting) Bir düzlem üzerinde 
yalnızca çizgiler kullanılarak yapılan resmetme ve 
betimleme işlemi.
Çizim Tekniği (İng. Drawing technics) Bir mimari 
projenin hazırlanması için yararlanılan araçların kullanımını 
yönlendiren ilke, yöntem, teknik ve alışkanlıkların tümü.
Çokluk Birlik   Klasik üslupta birlik önemlidir ama 
birbiriyle eklenmiş bölükler başlı başına da kendilerini 
anlatırlar. Barokta ise sanatçılar belli bir temel motife 
bağlanırlar, geri kalanları ona alt sayarlar. Gerçi Barok 
düzenlemede de tümün içinden tek tek biçimler yükselirler 
ama bu biçimlerin tek olarak ele alınabilecek bir yanları 
yoktur. Barokta ana motif olanca gücüyle belirtilir. 
Barokta ışık klasikte olduğu gibi tek tek noktalara yayılmaz, 
bir yada birkaç yerde toplanır. Bu ışık, herhangi 
plastik bir biçimi kaplamaz; tersine, biçimlerin üzerinden 
geçer, nesnelerle oynar. Barokta renk de, Klasikte olduğu 
gibi karşıtların bir dengesi değildir. Önce vurgulu bir 
tekrenklilik görülür sonra hem vurgulu hem renkli olmanın 
yolu bulunur. Eşit olarak üleştirilmiş renklerin yerini, 
tek tek ikili üçlü yada dörtlü renkler alır; resim belli bir 
tonaliteye göre ayarlanır. Rengin etki yoğunluğunu arttırmak 
için de katkısız renk, ayrı renklerle yada ne olduğu belirsiz 
renklerle ortaya çıkarılır. Klasik yontuda bölümler 
birbirine karşıttır ve tüm, hiçbir parçanın değiştirilemeyeceği 
bir yapı niteliği kazanmıştır. Barok yontuda ise biçimler 
arasındaki düşünsel bağıntılar kaldırılmış, yapıtın tümü 
geniş ve biteviye bir devinime kavuşmuştur. Klasik yapıda 
güzel parçalar bir uyum içinde birleşirler ama, yine de her 
biri bağımsız olarak yaşar. Barok yapıda ise çokluk, daha 
büyük ve tümü saran motiflerle önlenir; yapının yüzü, 
kavranamayacak ölçüde bir devinimlilik kazanır. Michalengelo 
Klasikten Baroğa geçişin temsilcisidir.
Çömlek Çömlek / çölmek, çözülmüş çamurdan yapılmış 
toprak tencere. Çömlekçilik, Anadolu'da çok eskiden 
beri yapıla gelmiş el sanatlarından biridir. Çamur, 
kolaylıkla elde edilen hammaddelerin en eski, kullanışlı 
olanıdır. Yumuşakken kırılmadan biçimlendirilebilir. 
Çömleklerin elle yapımında uygulanan temel yöntemler 
çimdik, fitil, levha, modeldir. Özlü çamurdan elle 
veya çömlekçi çarkından geçirilerek çeşitli ölçülerdeki 
kalıplara dökülüp form kazandırılmaktadır. Fırınlarda 
pişirilerek, sırlanan veya sırlanmadan yapılan toprak çanak, 
çömlek, testi, vazo, küp vb. yapma sanatı olarak 
tanımlanabilir. Anadolu'da üretilen çömlekler genellikle 
sulandırılmış çamurla sırlanmakta, çömlekler açık ateşte 
pişirilmektedir. Günümüzde fonksiyonel olarak yapısı 
kaybolmaya başlayan, ancak kullanım alanlarında değerlendirilen 
çömlekçilik sanatı birkaç yörede az sayıda ustasıyla 
devam etmektedir.
Çözünürlük  Ekran alanının yatay ve dikey yöndeki 
piksel sayısı, örneğin 1280 yatay  1024 dikey piksel (1280 x 1024).




D

Dada Akımı (İng. Dada) Resim, heykel, Mimari, tiyatro, edebiyat 
gibi güzel sanatlar alanlarında etkili olan bir uluslar arası akım. 
1916‘da Zürich’te kuruldu. Bir anlamda, Dadacılar yeni 
bir sanat yaratmaktan çok, onaylanmış tüm sanat anlayışlarını 
yıkmayı amaçlamışlardır. Geleneksel resim ve heykelin yerine 
kolaj ve “readymode”i getirmişler, betimleme sorununu sanat 
yaratmasının gündeminden tümüyle çıkarmayı denemişlerdir.
Dadacı (İng. Dadaist) 1. Dada akımı yandaşı ve bu 
doğrultuda çalışan sanatçı. 2. Dada akımı doğrultusunda ortaya 
konmuş sanat yapıtlarını ve bu doğrultudaki sanatsal 
davranışları niteler.
Dadaizm  (Frs. Dadaisme)  Dadacılık, dada akımı. 2. Birinci 
Dünya savaşının sosyal, politik, psikolojik nedenlerinin 
doğurduğu, yokluk felsefesini kabul eder. Her şeyin başlangıcı 
harekettir. Dadaism, hiçbir anlamı olmayan anlamsız bir kelimedir. 
Dada, 1916’da görülen bir sanat  ve edebiyat akımı tarafından 
kabul edilmiş bir kelime. Dada hareketi, sürrealizm için güçlü 
bir kuvvet olması bakımından tarihi önem taşır. Bu hareket 
tam ve doğru gerçeği tekrar bulmak için, acı bir alay ve 
akla aykırı bir davranış, tesadüf ve sezgi yolu ile geleneksel 
toplumun kültür ve sanatını ortadan kaldırmak istiyordu. 
Dada akımı, aynı zamanda Zürih’de ve New York’da, 
savaşın ortasında, (Tristan, Tzara, Arp, Picabia,..) gibi 
sanatçılar tarafından ortaya atıldı. Zürih’li ve New York’lu 
sanatçılar gurubu, 1918 ‘de Lausanne’da bir araya geldiler. 
Laussanne’dan özellikle Almanya’ya (Max Ernest) ve 
Fransa’ya yayıldı. Sanatın bütün biçimlerini tekrar sorun ettiler. 
(Sözsüz şiirler, yapıştırılmış kağıtlar, acaip objeler, 
her arzuyu ifade etti.) Alışılmış ve denenmiş sanat 
olaylarını kasıtlı davranışlara kadar götürdü. Fakat bu 
çabasını çabuk tüketti. Sonunda, sanatın tamamen inkarı 
(Nihilizm) haline geldi. Bunun için Dadaist sanatçıların 
çoğu, 1920’den itibaren, Sürrealizme doğru kaydılar. 
Picabia (La fille Sans MereAnnesiz Kız), Marcel Duchamp 
(La Cage a Sucre Şeker Kafesi) ve Hans Harp Dada akımını 
en güçlü temsil eden sanatçılardır. Bu sanatçıların eserlerinin 
formları ilkeldir, renkleri sınırlıdır. Resim süs kitaplarından 
alınmış mısralarla ve yabancı maddelerle karışmış bir haldedir. 
Tzara 1919’da VingtCinq Poemes Yirmi beş şair adlı eserini 
yazdı. 1924’de “Sept Manifestes Dada Yedi Dada bildirisi 
adlı eserini yazdı.
Daire ve Kare (Cercle ve Carrée) Resimde saf soyutlamayı 
amaç edinen bir ressam grubunun adı. 1930’da Uruguay’lı 
ressam Joaquin Torrés Garcia (1874-1949) tarafından 
kurulmuş ve faaliyet göstermiştir.
Dağlama makinası  Ahşap ve deri benzeri yüzeyler üzerine 
resim yapmak için kullanılan rezistanslı, ayarlı çelik tel 
uçlu yakma makinesı.
Daltonizm Res. (Os. DaiDalton) Bazı gözlerde renkleri 
birbirinden ayrıt edememek hastalığı, ki; ünlü İngiliz 
fizik bilgini Dalton’un gözlerinde bu noksan olduğu için 
ona izafeten daltonizm denilmiştir. Bu görme noksanlığına 
sahip olanlar kırmızı ve yeşil renkleri birbirinden fark 
edemedikleri için başta tren olmak üzere sürücülük 
yapamazlar. Bu gibi kişiler renkli resim yapmakta da 
güçlük çekerler.
Damga (İng. Seal, stamp) 1. Bası sanat ürünleri üzerine 
vurulan ve yapıldığı atölye ya da imalathaneyi gösteren 
özel işaret. 2. Altın ve gümüş eşya üzerine ayarlarını ve 
türlerini göstermek için hükümet tarafından vurulan özel işaret.
Deesis (İng. Deesis) Ortodoks ikonografisinde İsa, 
Meryem ve Vaftizci Yahya’yı içeren bir kompozisyon. 
Sözlük anlamı “yakarış” olan Deesis’te Meryem ve 
Vaftizci Yahya günahkarlar için Tanrıdan bağışlanma dilemektedirler.
Deformasyon (İng. Deformation) Sanat eserinde yer alan 
beti ya da betilerin gönderme yaptıkları dış gerçeklik 
olarak tanınabilir kalmakla birlikte, biçimlerinin doğada 
rastlanmayacak nitelikte değiştirilmesi.
Degradasyon (Frs. Dégradation (f)) Resimde boyaların solması, 
(Renkışık) giderek yoğunluğunu yitirmek.
Degrade (Dégrade (m)) Renk solmuş, açılmış.
Degrader (Frs. Dégrader (v)) Resimde rengi giderek açmak, 
yoğunluğunu düşürmek.
Değer  (value) Bir rengin açıklık veya koyuluk derecesini 
gösterir. Açık mavi ile koyu mavi arasında ton farkı vardır. 
Siyahtan beyaza doğru gri tonlarını gösteren 10 kademeli 
bir ton çubuğunda en parlak, ışıklı rek beyaz en koyu ışıksız 
renk ise siyahtır. Renklerin değerini siyah ve beyaz ilavesiyle 
değiştirmek mümkündür.
Değer Kalıpları Değer değişiklikleri sayesinde bölge ve 
şekiller arasında kurulan bütünleyici ilgiler.
Dekalkomen (Frs. Decalcomaine (f))  Cam ya da porselen 
üzerine çıkartma ile resim geçirme yöntemi, çıkartma resim.
Dekalkaj (Frs. Decalquage (m)) Kopyasını çıkarıp başka 
bir kâğıda geçirme.
Dekalker (Frs. Décalquer (v)) çıkartma yapmak.
Dekalk (Frs. Décalque (m)) Taklit, kopya.
Dekolaj (İng. Decollage) Üst üste katmanlar halinde 
yerleştirilmiş afiş, resim ya da basılı kağıtların bazı 
bölümlerinin kesilip çıkarılmasıyla oluşturulan yapıt. Yeni 
Gerçekçilik akımı tarafından ortaya atılmıştır.
Dekolor (Frs. Décolore (style) Üslup, tarz.
Dekolorasyon (Frs. Decolaration (f)) Solma, soldurma, renk 
yitimi, renksizleşme.
Dekorasyon (İng. Decoration) Mekanı oluşturan öğelerin ve 
yüzeylerin organizasyonu eylemi.
Dekor Resimde figürlerin önünde  ya da içinde yer aldıkları 
doğal ya da mimari çevre.
Dekor Ressamı Tiyatro ya da Televizyın sahnelerinde dekorları 
boyayan ve resimleyen sanatçılara verilen ad.
Dekoratif (İng. Decorative, Frs.Décoratif, (ive) (m et f)) 
1. Süslemeye yarayan, süsleyici. 2. Güzel görünümlü. 
3. Somut işlevinden çok bezemesel yönü ağır basan her 
türden öğenin niteliği.
Dekoratif Biçim (Forme Decorative) Piktural alanda, yan yana 
uzanmış görünen iki eşit büyüklükteki biçim. Resimli yüzeyi, 
daha küçük parçalara bölen veya parçalayan biçimler.
Dekoratif Sanatlar (İng. Decorative Arts) İç mimarlık, 
dekorasyon, tekstil tasarımı, sahne tasarımı, tezhip, seramik, 
grafik gibi sanat dallarının genel adı.
Dekoratif Valör (Valeur Decorative) Işık gölgenin 
tanıtılmasından çok, biçimlerin alan veya standart değerlerine 
daha çok önem veren örgü biçimi.
Deneme (İng. Essay) Bir bireyin, bir objenin yetenekli olup 
olmadığını anlamak için yapılan sınav. Edebiyatta; değişik 
düşünceleri içine alan eser veya bir konuyu hiçbir iddia 
taşımadan ele alma.
Demolissaj (Frs. Démolissage (m)) Ağır eleştirme, 
tutar yerini bırakmamak.
Denge (İng. Balance) 1. Bir sanat eserini oluşturan 
öğelerin, bütün içinde kompozisyon düzenini bozmayacak 
biçimde dağılışı. 2. Dengenin sanatta nasıl kullanıldığı 
"tahtaravalli"yi modeli ile kolayca anlayabilirsiniz. Aynı 
kilodaki iki kişi "simetrik" olarak oturduklarında oluşan 
denge, farklı kilolardaki kişilerle de "asimetrik" oturmalarla 
sağlanabilir; bu ikinci hal "dinamik denge" olarak da 
nitelendirilebilir. Denge değişik ölçüler arasında aranmalıdır. 
Resimde dengeyi dikey ve yatay çizgiler kurar. Denge salt 
çizgilerle değil, açık  koyu zıtlığıyla da verilebilir. 
Başarılı bir düzenlemede kullanılan ögeler birbirleriyle 
karşılaştırıldıklarından genelde bir denge hissedilmiştir. 
Bu denge biçim, yön, ölçü, aralık, doku, renk ile sağlanabilir. 
Görsel ağırlıkları olan ögelerin eşit dağılımının bir türü 
olan denge, tasarım ilkelerinden biridir. Denge zıtlıkla 
koşulludur adeta. Yeryüzündeki her şey zıtlıklar dengesine 
dayalıdır. İnsanın yaşamı ve kendisi dengeye dayalıdır. 
Dengesizlik her şeyi altüst edebilir. Çünkü dengesizlik 
bozukluk, yanlışlık demektir. Görsel uyarıcılık dengedeki 
doğruluk yada rahatsız edicilik sonucu oluşur. Gerek görsel 
gerek devinimsel gerekse sessel anlatımda dengenin 
sağlamlığı söz konusudur. Denge, formda, renkte, harekettte, 
açıkkoyuda kendini gösterir. İki boyutlu düzenlemeye ait 
dengede daima ifadeyi sağ ve sol olarak ya da alt ve üst 
olarak iki bölüme ayıran düşey ve yatay eksen aranır. 
Denge simetrik ( bakışık ) ve asimetrik denge ( bakışımsız ) 
olarak ikiye ayrılır. Simetrik denge, bir eksene göre ögelerin 
aynı durumda tekrar etmesiyle oluşur. İnsan vücudunun doğal 
olarak simetrik dengeye sahip olması sanat gücünü  bilinç 
altında  o yönde etkilemiştir. Kesin kararlı oturmuş bir 
kompozisyonu oluşturur. Ancak fazla ilgi uyandırmaz. 
Asimetrik denge, eşit yada eşit olmayan görsel ağırlıktaki 
ve çekicilikteki ögelerin düzenlenmesiyle oluşturulur. 
İlgi çekici olması yönünden kompozisyon daha başarılı olur. 
Anlatımı oluşturan elemanların, benzerlik, zıtlık, üslup, 
uygunluk ilişkileriyle renk, biçim, hareket, açıkkoyu ile 
oluşan denge, asimetrik dengeyi oluşturur.
Depozisyon dö cruva  Déposition de croix Hristiyan 
inancına göre Hz. İsa’nın  çarmıhtan indirilmesini 
temsil eden tablo.
Derc Hat sanatında nakışlı zemin üzerine yazılan yazı.
Derecelendirme (Gradation) : Tonlarla, taramalarla vb. 
ile dereceli etkilerin yaratılması.
Dergi Kapağı  Dergilerin içeriği konusunda genel bir fikir 
veren resimli dış kapak uygulaması.
Deri röyef  Derinin ıslatılarak hazırlanmış kalıp üzerine 
bırakılıp bekletilmesi suretiyle elde edilen kabartma heykel.
Deri üstü resim  Kururtulmuş hayvan derisi üzerime 
dağlama makinesı ile yapılan resim.
Derinlik (İng. Depth) 1. Resim sanatında kullanıldığı 
anlamıyla derinlik, iki boyutlu yüzey üzerinde üçüncü 
boyut etkisi amacının bir sonucudur. Bu eserin betimlediği 
öğelerin, düzlem üzerinde değil de, mekan içinde yer alan 
yanılsamasını yaratmak anlamına gelir. 2. Resimde oluşturulan 
planlar ile elde edilen derinlik duygusu veya yanılsaması.
Dersane (İng. Classroom) 1. İçinde ders verilen mekan. 
2. Resim sanatının teorik bölümlerinin işlendiği mekan.
Desen (İng. Drawing, de sigh;sketch. Frs. Dessin (m)) 
1.Dokumalar ile halı kilim vs. gibi yaygıları süsleyen öğelerin tümü. 
2. Resim sanatçısının ya da öğrencisinin eskiz ve etüd niteliğinde 
ve genellikle, karakalem, füzen gibi malzemelerle yaptığı çalışma 
3. Resim sanatı 4. Taslak. Desen resim sanatının temelidir. 
Desen düşünce, fikir ve hayâl yeteneğidir. Desen mantıktır, 
hesaptır. Bir binayı nasıl sağlam temel üzerine oturtmak şart ise, 
resmi de sağlam bir desen üzerine oturtmak şarttır. Her şeyde 
olduğu gibi desende de sadelik esastır... Desen, leke söz konusu 
olmadan bir nesnenin biçimini, öz'ünü, iç ritmini yakalamaktır. 
İyi bir desen, duyularak çizilen bir resim olması yanında, objeyi 
objektivitesiyle tesbit eden sağlam bir anatomi ve hareketi ifade 
etmektir.  Çok gözlem de iyi tanımaya yol açar. İyi bir desen 
için iyi bir tanıma , iyi bir tanıma için de iyi bir gözlem 
gerekmektedir... Sağlam bir desen bilgisine sahip olan sanatçının 
düzen fikri yani kompozisyon kurma fikri de sağlamdır. Desen 
bir kafa ve dikkat işidir. Bir yüzey üzerine çizgilerle yapılan 
resim olan desen, tamamlanacak bir eserin ön hazırlığı, ön 
aşaması da olabilir. Desen, daha çok karakalem ve füzen ile 
yapılan, çizgilerden oluşan ve bir resmin taslağını meydana getiren 
ön çalışmadır. Uygulanan teknik ne olursa olsun, bütün görsel 
sanatlar desene dayanır. Donatello'nun sık sık tekrarladığı bir 
cümle vardır: "Heykeltıraşlık sanatını size tek bir kelime 
ile öğretebilirim; desen yapın." Testilerine badana (angob) vuran 
çömlekçi, küçük cam veya taş parçalarını yan yana getiren 
mozaikçi de  her şeyden önce birer desinatördür. Desen,  
modeli en realist biçimde yansıtan hassas noktaları, okunaklı 
bir yazı gibi olmalıdır.  Bir yüzey üzerinde imgeler oluşturma
sanatı ya da tekniğidir. Genellikle uygulama yüzeyi kâğıt, çizim 
malzemesi ise mürekkep, kurşunkalem, tebeşir, kömür kalem 
ya da mum boyadır. Çizim, kütle ve renkten çok biçimin 
uygulanmasıyla resim sanatından üretilmesinin bittiği anda 
sonuca varılmış olmasıyla da taş baskı ve asite yedirme 
baskı gibi öteki grafik sanatlardan ayrılır. Belirli dönemlerde 
desen, çizimin temel öğesi olarak görülmüştür. Çizimin 
yalnızca dış çizgilerden oluşmasına karşın, desenin belirleyici 
özelliği olarak görülmemelidir. Desenler çoğu zaman tek 
renkli olmakla birlikte renkli mum boya ya da lavi gibi çeşitli 
renklendirme malzemeleri de kullanılabilir. Çizim çoğunlukla 
resim, heykel ya da mimarlık gibi daha somut bir alanda 
yapılacak çalışmaların ilk adımını oluşturur. Rönesans 
öncesinde Giotto'nun  doğalcı yaklaşımının etkisi ile çizim 
teknikleri de değişti. Model kitaplarındaki stilize dış çizimlerin 
yerini, tabiattan  yapılan çizimler aldı. Dış çizgiler içindeki 
biçimlere tarama yoluyla ışıkgölge etkisi verilerek üç boyutlu 
bir görünüm kazandırıldı. İtalyan rönesansı boyunca çizim 
bağımsız bir teknik olmaya başladı. Desen  insan ile sevgiyi 
bütünleştiren tasavvur  gücünü çalıştırır. Desen görselliğin  hassas 
bir amacıdır. Desen, sanatsal duyarlığın, sanatçının ruhundaki  
bir anlamda girdabıdır. Desen düşüncenin çizgi halinde 
dışa vurumudur. Degas, deseni görme biçimi olarak tarif eder.  
Desen için doküman olacak form tespit araştırmaları, ince 
detaylara kadar inen etütler desenin temel çalışmalarıdır. 
Objeyi incelemek için desen çizmekten başka ikinci bir yol yoktur.
Design Bkz. Tasarım.
Dessen anime (Frs. Dessin anime´) Çizgi film, Canlı resim.
Desinatör (Frs. Dessinateur, trice (m et f)) 1Resimci 2 Çizimci.
Dessinatör kartograf (Frs. Dessinateur  cartographe (m)) Plan ve harita ressamı.
Dessine (Frs. Dessiné,e (Adj)) Çizilmiş, resmi yapılmış.
Dessine Dessiné (bande) Gazete ve dergilerde kullanılan resimli roman.
Dessiner (Dessiner (v))  Resmini çizmek, resim yapmak.
Destesenk Eskiden boya ezmek için kullanılan mermer; porselen ya da camdan yapılmış havan eline benzer araç.
DeStil (İng. De Stil) Görsel sanatlar ve mimarlıkta etkili olmuş ve büyük çoğunlukla Hollandalı Sanatçıları içermiştir. Amacı Endüstri Çağı’nın gereklerine uygun, bireysel anlatımı ve ulusal anlayışları yadsıyan, tüm toplumlar için ortak bir sanat dili geliştirmekti. Bundan ötürü, yalnızca temel geometrik biçimleri ve ana renkleri kullanan bir biçimlendirme anlayışı öngörmüştür.
Detaşe  (Frs. Detacher (v)) Resim: Genel şeklini iyi belli etmek. Belirtmek.
Detay (İng. Detail) 1. Bir bütünün küçük bir parçası. 2. Resim yüzeyinin çok küçük bir bölümü ya da ayrıntısı. Bütünü meydana getiren detaylar olduğuna göre, detaylara da önem vermek gerekir. 
Detoner (Frs. Détonner (v)) Renklerde uyuşmamak.
Detramp (Frs. Détrempe (f)) 1.Tutkal boya resmi. 2. Kuru sıva üzerine zamklı boya ile yapılan duvar resmi.
Devinim (İng. Movement) 1. Resim sanatında resim düzlemi üzerinde yer alan betileri yoğunlaşıp seyrelmesinden ve pozlarından kaynaklanan durağan dengenin bilinçli biçimde bozulması etkisi. 2. Resim yüzeyindeki hareket etkisi. Devinim ikiye ayrılır. Doğal devinim ( Örn: Yontunun kendi hareketi ). Plastik devinim ( Kitlelerin üç boyutlu bir düzeyde yarattığı ışık  gölge kontrastlarından doğar.) Koyu  açık  orta valörlerin yarattığı yön kontrastı, rengin yön kontrastı, yatay, dikey parçalar, zıt kontrastlar devinimi oluşturur. Ritm, çeşitli yönlerde, çeşitli büyüklükte yinelen dominant devinimlerin birbirleriyle kontrast uyuşumudur. Bir yapıtta çoğunlukta olan devinimlere ''dominant devinimler'' denir. Bu devinimler birbirinin benzeri ya da aynı karakterdedirler. Kontrast devinimler bunlardan tüm ayrı yapıdadır.
Devrim Erbil 1937 Salihli'de dogdu. 1954 Istanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne girdi. 1959 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nden mezun oldu.1962 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde asistanlik görevine basladi. Bedri Rahmi Eyüboglu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli Atölyeleri'nde görev aldı.
Deziyn (Frs. Desig (m)) Tasar çizim, dizayn.
Deziyyer (Frs. Designer (m)) Tasar çizimci.
D Grubu (İng.D Group) 1933’te kurulan bir Türk ressamlar topluluğu. Amacı yeni akımları tanıtmak ve Batılı Sanat anlayışlarını kamuoyunda yaygınlaştırmaktı. Kurucu üyeleri ağabeydin Dino, Zeki Faik İzer, Elif Naci, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Zühtü Müritoğlu’dur. Üyeleri genel bir üslup bütünlüğü göstermezler. Dönemin tüm resim akımları grup içinde temsil edilmekteydi. Türkiye ‘de dördüncü grup hareketi olarak “D” grubunun kurulduğu 1933 yılı, cumhuriyetinin on yıllık bir olgunlaşma sürecini doldurduğu, çağdaş bir devlet olma yolunda atılmış ve atılmakta olan adımların, toplumsal ve kültürel alandaki yenileşme ve modernleşme girişimlerinin giderek kurumlaşma aşamasına vardığı bir dönemin de başlangıcıdır. O yılın ekim ayında Ankara’da düzenlenen “İnkılap Sergisi”, çoğunluğunu kurtuluş savaşı ve Atatürk devrimlerini konu alan resimlerle, Türkiye Cumhuriyeti’nin başka alanlarda olduğu gibi, sanat ve kültür alanında da daha ileriye gitmeyi, çağdaş Batılı devletler düzeyine ulaşmayı amaçlayan köklü bir “ideal”i işaret etmekteydi. O dönemin yayınlarında, bu idealin aydın kesim tarafından benimsendiğini belgeleyen yazılara sık sık rastlamaktayız. Aydınlara göre, meşrutiyet ve onu izleyen laik cumhuriyet dönemi, her türlü bağnazlığı ortadan kaldırmıştı. Bu engeller ortadan kalktıktan sonra, ülkede sanat beğenisinin daha ileriye gitmesini istemekten daha doğal bir şey olamazdı. Resim sanatına olan ilgi, eski dönemler göre artmıştı. Yapılacak şey, bu ilginin gerektirdiği üstün düzeyli sanat yapıtlarının üretimini hızlandırmak ve toplumca kalkınmamızın işaretlerini, bu tür yapıtlarda görebilmenin yollarını açmaktı. 1933’te, zamanın akademi müdürü Namık İsmail’in, Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğu raporda, bir “kültür inkılabı”nın gerekli olduğuna değinilmiş, sanat konusunda devletin desteği üzerinde durulmuş ve örgütlü bir çalışmanın, daha ileri aşamalara ulaşmakta etken olacağı vurgulanmıştı. Sanatçıları yeni bir grup kurmaya ve böylece sanatsal yönde örgütlenmeye iten nedenlerin başında, sanatı yaygınlaştırma isteği geliyordu. Avrupa’daki eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen ressamların 1930’lu yıllarda yapıtlarını sergileyebildikleri tek yer, Galatasaray Lisesi salonlarıydı. İstanbul’da Beyoğlu’nda, ancak küçük bir kesimin gezip görebildiği bu toplu sergi, sanatçıların gereksinimlerine yanıt vermekten uzaktı. “D” Grubunun kurucularından Elif Naci, ressamların üçbeş tuval getirip bıraktıkları ve başta Şevket Dağ olmak üzere birkaç ressamın çabasıyla düzenlenen Galatasaray sergilerinin o dönemde, işlek bir yerde bulunmasına rağmen kitlenin ilgisini çekmekten uzak olduğunu, sergiler hakkında yazılanların övgü dolu makaleler olmaktan öteye geçmediğini, anılarında anlatır. Gerek Müstakiller, gerekse, onu beş yıl arayla izleyen “D”Grubu’nun ressamları Türkiye’de “akademik” sanat beğenisinin açılması gerektiğine inanıyorlardı. Ne var ki o güne kadar yapılmış olanlar yetersizdi. Daha büyük bir çaba, daha geniş bir organizasyon gerekiyordu. “D” Grubunun kuramcılığını ve sanat yazarlığını yapmış olan Nurullah Berk, grubun kuruluş nedenlerini “ruhi ve ideolojik” olmak üzere iki grupta toplar: Ruhi nedenler, sanat cemiyetlerinin alışılmış kırtasiyeciliğini aşmak ve birbirini anlayan, ortak hareket edebilen sanatçıları bir araya getirmek olarak özetlenebilir. Ama asıl önemli olan, ideolojik nedenlerdi. Nurullah Berk’e göre, amaç “yaşayan sanat” olmalıydı. Bu sanatı ülkeye yaymak ve gerçekte akademik kuralcılığın dışına taşmamış olan formülleşmiş bir anlayışa karşı çıkmak gerekiyordu.Yaşayan sanat, akademik sanatın tam karşıtı idi. Teknik ve bilgi, klasik kaynaklardan alınabilirdi, ama doğa ile olan ilişkide duyulan şiirselliği, “hiçbir cesaretten korkmayarak, hatta aşırı görünmekten bile ürkmeyerek tercüme etmek”, asıl amaç olmalıydı. Müstakiller, o dönemin basınında yankı yapmış birkaç sergiden sonra, sanat anlayışlarında görülen ayrımlar nedeniyle dağılmışlardı. Ya da grubun ressamları, Türkiye’de aktif bir sanat yaşamına yol açacak yeterli bir kadro oluşturamamışlardı. Genellikle realizm, ekspresyonizm ve kübizm gibi, dönemini tamamlamış sanat akımlarının peşinden gitmeleri, yeni eğilimlerin izlenmesini zorlaştırmıştı. Oysa sanat, sürekli bir yenileşmeye, araştırmaya, yeni kaynaklar keşfetmeye yönelik bir uğraştı. O nedenle, genç kuşağın görevi ve sorumluluğu daha ağırdı. Çalışmak, sık yapıt üretmek ve bu yapıtları kısa aralıklarla sergilemek, toplumda sanat bilincinin oluşmasına büyük katkıda bulunacaktı. “Kalp ve kafa” bileşimi esas alınmalıydı. Gene Nurullah Berk’e göre, “doğa karşısında yorumcu mekanizma, ancak akıl yoluyla olanaklıydı. Yorum ise, sanatçıda, yaşamı boyunca tek çizgide kalamazdı, geçirdiği aşamalara göre değişir, değiştikçe de yapıtları durmaksızın gelişirdi.” İşte bu ve benzeri amaçların, yoğun bir kadro oluşturmayı teşvik etmesi sonucunda, beş ressam (Nurullah Berk, ağabeydin Dino, Zeki Faik İzer, Elif Naci, Cemal Tollu ve bir heykeltıraş Zühtü Müridoğlu) 1933 yılının Eylül ayında, İstanbul’da Zeki Faik İzer’in evinde bir araya gelerek, “D” grubu adı altında bir sanat topluluğu oluşturmaya karar verdiler. Gruba isim olarak de, uluslar arası alfabenin dördüncü harfini, Nurullah Berk’in önerisiyle seçerler. 1908’de kurulan Müstakil Ressamlar ve heykeltıraşlar Derneği’nden sonra, yeni grup Türkiye’deki dördüncü sanat kuruluşudur. İlk sergi, 1933’te, Beyoğlu’nda Narmanlı Han’ın yanındaki bir şapka mağazasında açılır. Sergideki resimler, desenlerden oluşmaktadır. Desenlerin, o zamana kadar sergi izleyicilerinin alışmadığı bir “çeşni”yi yansıtması, büyük gürültü kopmasına neden olur. Sanatçıların lehinde, ama daha çok aleyhinde yazılar yazılı basında. Grubun adından ötürü, ressamları “deli” olarak tanımlayanlar görülür. İlk sergide, önsözünü ve tanıtımını Peyami Safa’nın yazdığı bir de broşür yayımlanır. Peyami Safa, o broşürde, yeni grubu şöyle tanımlamaktaydı: “D” grubu manga değil, ne sağa çark, ne sola. Ne de başçavuş. Kendi mihveri etrafında dönen altı kafa, altı çift göz ki, maddenin üstüne de bakıyor içine de bakıyor. Ve ölüde bile gizlenen anı arıyor. Yeni resim değil bu. Avrupalı ya da yerli resim değil:Resim.“D” grubu ressamları, İstanbul’da 19331947 yılları arasında, toplam onbeş grup sergisi açtı. Zamanla gruba başka sanatçıların da katılmasıyla üye sayısı genişledi. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Turgut Zaim, Halil Dikmen, Eşref Üren, Eren Eyüboğlu, Arif Kaptan, Salih Urallı, Hakkı Anlı, Sabri Berkel, Fahrel issa Zeid ve Nusret Suman, gruba sonraki yıllarda ve değişik tarihlerde katılan sanatçılardır. Müstakiller’den Zeki Kocamemi, gruba 1947’deki son sergiyle katılan sanatçıdır. Grup sergilerinin önemli özelliklerinden biri, dönemin ünlü şair ve yazarlarının, düşünürlerinin, bu sergiler nedeniyle konferanslar vermeleri, yazılar yazmaları ve böylece grubun amaçlarını çevreye ulaştıracak etkinliklere geniş yer vermeleridir. Ayrıca gruba üye ressamların hemen tümünün, aynı zamanda sanat yazarı olarak etkinlik göstermiş olmaları, ülkede sanat kamuoyunun oluşmasında etken olmuştur. Ayrıca dönemin sanat yazarı ve eleştirmeni Fikret Adil’in yazılarıyla “D” grubu sanatçılarını desteklemiş olması da önemli etkenlerden biridir. Ancak grubun sözcüsü olma görevini, uzun süre Nurullah Berk üstlenmiştir. Grup, Batı’dan en azından elli yıl geride bulunan Türk sanatını, çağdaş oluşumların içine çekebilmek için, her tür riski göğüslemekteydi.
Dışavurum (İng. Expression) Sanatçıya ait zihinsel nitelikteki gerçekliklerin bir sanat yapıtında somutlaştırılması işlemi.
Dışavurumcu Sanatçının zihinsel ve duygusal nitelikteki gerçeklerin somutlaştırılması işlemi. Bu yönde, geometriksoyut anlatımdan çok farklı bir yaklaşım ve içerik bulan Türk sanatçısı, bilinçaltı verilerine dayalı olarak özgün anlatımlara ulaşabilmiştir. Bunlardan Sabri Berkel, geleneksel Türk sanatları ve İslâm kaligrafisinden hareketle üç tonda leke ile kaligrafik araştırmalarından sonra, 1970’e kadar “Leke Resim” çalışmalarında taşist anlatıma gitmiş, bu tarihten sonra da, geometrik ve liriksoyut anlayışların sentezini uygulamıştır. Adnan Turani, 1950’lerde kaligrafik nitelikli ve lekesel; 1970’lerden sonra, geniş fırça hareketleriyle oluşturduğu boya katları ve üzerlerindeki yazısal motifleri kullanmıştır. Çalışmalarını liriksoyut ve yarısoyut anlayışla birlikte sürdürmektedir. Adnan Çoker, 19571964 yılları arasında müzik eşliğinde gerçekleştirdiği, çoğunluğu monokrom olan yapıtlarında, yüzeyde yarattığı dokusal etkilerle, güçlü bir dinamizm ortaya koymuştur. Lütfü Günay, 1957’de gazete ve afişlerle oluşturduğu kolaj yapıtlarını, bez ve madeni levhaları da katarak (1971), daha sonra yağlıboya ile renklendirilmiş kum kullandığı Matterizm yönündeki uygulamalarında, boya akıtma ve yazısal öğelerle anlatımını zenginleştirmiştir. 1957’de liriksoyut anlayışının ilk örneği olarak ortaya koyduğu “Sultan Ahmet Camisi’nin Camları” adlı yapıtı, 1961’de New York Guggenheim Müzesi’nde Türkiye birincisi olarak sergilenen Zeki Faik İzer, 19741975 yıllarında, kolaj tekniğindeki form araştırmalarından sonra, 19761980 döneminde ritmik çizgiler ve çalışmalarında, coşkulu fırça darbeleri ve saydam renklerle liriksoyut anlatımını ortaya koydu. 1960 sonrasında Abidin Elderoğlu, kalın, çizgisel kaligrafik biçimlendirmelerle lirik anlatıma ulaştı. 1960’larda boyanın kalın ve üst üste kullanıldığı tekstür araştırmalarına yönelen Ferruh Başağa, hızlı fırça tuşları ile lekeci anlayışı benimsedi. 1960 başlarında Hasan Kaptan ise, motifsel yorumları ile hocası Singier’in anlayışına koşut çalışmalar yapmış, 1963’te Paris’te Mayıs Salonu’na seçilen 162 sanatçı arasında yer almıştır. Erdal Alantar, 1962’den sonra, fırçanın tek ve kararlı bir hareketi ile oluşturduğu yazısal formlarla, aynı zamanda ritmik bir doku yaratmıştır. Güngör Taner, düz fon üzerinde, içgüdüsel fırça vuruşlarıyla, renkli, ritmik yüzeyler elde etmiştir. Hasan Kavruk (d.1919), 1953’ten sonra başladığı soyut anlayışını 1970 sonrasında çok renkli ve karmaşık düzenlemelerle sürdürdü. Arif Kaptan’ın ”Sırmalı Kompozisyon” (1956) adlı yapıtı ile Devlet Resim Heykel Sergisi’nde ödül alması, bu yıllarda soyut sanatın Türk sanat ortamında benimsendiğini göstermektedir. Burhan Doğançay (d.1929) ise, 1960’larda dekolaj tekniğinde düz, parlak, renkli kağıtlardan oluşturduğu dışavurumcusoyut düzenlemelerini, 1980’den sonra, pop ve kavramsal sanat anlayışları sentezinde ortaya koymaktadır. Zafer Gençaydın (d.1941), liriksoyut anlayışında, egemen öğe olarak seçtiği çizgiyi, atak fırça vuruşlarıyla dinamik yapıda değerlendirdi. Siyah kontur ve lekeler içinde yer alan asal renklerin yarattığı gerilim ve çelişki ile duygusal yoğunluk ve coşkusunu yansıttı. Yaşamın özünü, varlığın “Parçalanma Süreci” olarak değerlendiren ve bunu “Varoluş” nedeni olarak gören Bilal Erdoğan (19441998), yüzeyde yer verdiği parçalanmış oluşumlarla, güçlü bir patlamanın yarattığı dinamik dokular elde etti. 1980 sonrasında, Nüzhet Kutluğ (d.1932), yırtılmış ve oyulmuş izlenimi veren biomorfik formları, özellikle kadın vücuduna ait parçalanmaları, geometriksoyut bir fon üzerinde, karşıtlık içinde dengeledi ve dramatik anlatıma ulaştı. Muharrem Pire (d.1944), geniş lekesel yüzeyler üzerinde yer verdiği hırçın, çizgisel fırça vuruşları ile coşkusunu, Nurtaç Özler (d.1944), kolaj tekniğindeki yapıtlarıyla anlatım zenginliğini ortaya koydu. Yüksel Özen (d.1956)’in cesur çizgi ve lekelerle gerçekleştirdiği dışavurumcusoyut yapıtları son dönemde yerini, organikinorganik form karşıtlığına bıraktı. Gören Bulut (d.1945), birbiriyle ilintisiz yoğun renk lekelerini, belli bir ritimle işledi. Mehmet Gün (1955), içgüdüsel, atak çizgilerin, yüzeyde yarattığı güçlü dinamizmi, ton değerleriyle etkisini artırarak, yüzeyde, büyük patlamaları yansıtan dışavurumcu anlatımını 1980’lerden sonra geliştirerek sürdürmektedir. Türk dışavurumcusoyut sanat gelişmesinde, sanatçıların eğilimleri, genelde lirikkaligrafik ve dışavurumcu anlatımları içermektedir. Geleneksel sanat verileri, İslâm hat sanatı ve ritmi, Doğulu kültür birikimi, soyut sanatın bu yönünde ortak bir duyarlılığı ortaya çıkartmıştır. Türk resmi, başka hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü ve özgün olmuştur.
Dışavurumculuk Bkz.Ekspresyonizm.
Dış sınır (Contour) Bir biçim(shape)in veya hacim(form)in dış çizgisi veya en dış kenarı("siluet"i).
Digitzer  Bilgisayar Destekli Tasarım (CAD) çalışmalarında kullanılan bir koordinat ve ölçek işlemlerine destek veren bir çevre birimi.
Dil (İng. Language) Sanatın bir “dil” olarak nitelendirilmesi doğrudan doğruya yapısalcılık’ın ortaya çıkışıyla bağlantılı bir olgudur. Bu Anlamıyla sanatta “dil” sözcüğü, gerçekte, bildiğimiz, insan diline ancak bir yapı oluşu nedeniyle benzemektedir. Sanatsal dil toplumsaldır; çünkü, kişisel iradeyle istenildiği gibi değiştirilemez. Bağlayıcıdır, kişye ve ürüne kendi dizgesini zorunlu kılar. Nedensizdir; çünkü, hiçbir dil belirli somut zorunlulukların bir yansıması olarak ortaya çıkmaz.
Dinçer Erimez  Ressam, Sanat eğitimcisi. Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri meslek Birliğinin uzun zaman yönetim kurulu başkanlığını yaptı.
Diptik Arada menteşeler olan açılır kapanır iki yüzeyden ibaret iki parçalı resim.
Dissonans (Dissonance) Bozuk ahenk, Sürpriz yapan renkler. Dissonans, az değişen ve birbirine yakın tonların yan yana gelmesinden sonra açığa çıkar.
Distans (İng. Distance) Tuval yüzeyi üzerinde elemanlar arası mesafe, aralık.
Divit Hat sanatında kullanılan kalem, kalemtıraş gibi açacakların içine koyduğu kutu. Yanında bununla bağlantılı mürekkep hokkası vardır.
Diyafram (İng. Diaphragm. Frs. Diaphragme) 1. Fiz. Bir ışık demetinde uçtaki ışıkları tutmak ve optik cihazlarda daha net bir görüntü elde etmek için çapı ayarlanabilir ışık geçirmez levha.
Diyagrafi (Frs. Diagraphie (f)) Diyagrafla çalışan, resim yapma sanatı.
Diyapre (Frs. Diapre´, e (Adj))  Değişik renkli, Alacalı.
Diyaprer (Frs. Diaprer (v))  1. Alacalı boyamak 2. Süslemek, renklendirmek.
Diptik (Frs. Diptyque (m))  Menteşeli iki levha halinde tablo, iki kanatlı tablo.
Divizyonizm (Frs. Divisionnisme (m))  1. İzlenimci ressamların tekniği. Boyaları palet üzerinde karıştırmak  yerine tuval üzerinde karıştırılarak yapılır. 2. Bölünme, ayrılma.
Dizayn (Bkz.Design) Bitmiş bir çalışmanın ya da bir ön eskizin veya modelin düzeni. Çizgi, renk, hacim ve yüzey sorunlarını ve bunların malzemeyle bağıntılarını kapsayan düzen araştırması basic design adını alır.
Doktrin (İng. Doctrine) 1.Düşünce, fikir. 2. Dini, felsefi ve siyasi bir öğretim sistemindeki doğma ve kavramların bütünü.
Doku (Texture) Bir sanat yapıtının yüzeyinin görünümü ve/veya hissedilmesi, ki düz ve/veya parlaktan kaba ve/veya mata kadar çeşitlenebilir. Doku, birbirine eş yada birbirini tamamlayan birim biçimlerin belli sistemlerle yanyana gelmesinden oluşur. Doğal dokularda dokuyu oluşturan birim biçimleri matematik bir eşlik göstermemesine karşın bütün içinde birbirlerini tamamlayarak yapısal sistemi oluştururlar. Dokusal yapılar daima yüzeyseldir. Dokulardaki yapısal karakterler, işlevleriyle ilişkilidir. Dokusal yüzeylerin oluşumunu sağlayan birim biçimleri ve bunların yan yana geliş sistemleri daima farklılıklar gösterirler. Bazen değişik objelerde birim biçimleri benzer olsalar da işlevselleri ayrı ayrı olduğundan yan yana geliş sistemleri farklı olabilir. Yine birim biçimleri farklı olan objelerde birimlerin yan yana geliş sistemleri benzer olabilirler.  Biteviye yineleme yolu ile ölçü, hep ayrı yönde, hiçbir değişikliğe uğramadan artar. Yönü değişmeyen bir açıkkoyu değişkenliği ile doku oluşur. Ritm artarak gelişir. Ritm, ileri geri yer değiştirme ile, zıt yönlerde ve aynı ölçü içersinde ya da değişik ölçüde gelişir. Belirli bir merkezden çıkarak dışardan içeriye ve içerden dışarıya hareket eder. Bir dokunun oluşması için pürüzlü bir yüzey ve uygun ışık gereklidir. Uygun bir ışık girinti ve çıkıntıları yani, dokunun derinliğini verir. Renk değişimi ise dokuya görsel karakter kazandırır. Bir cismin yüzeyi dokunulduğunda sert ya da yumuşak pürüzler içerir. Bu pürüzler, o cismin dokusudur.  (bkz. Tekstür)
Dokunsal Doku  Yüzeylere dokunularak elde edilen doku etkilerine denir. Sert ve yumuşak doku diye ayrılır.Doku, yumuşaklıksertlik, ağırlıkhafiflik, sessizlikgürültü, huzurtedirginlik, durgunlukhareketlilik, sakinlikheyecanlılık, rehavetkasvet gibi psikolojik etkiler de yaratır. Yumuşak dokulu yüzeyler; sükunet, rahatlık, monotonluk, soğuk,güçsüz ( hastane, lokanta vb. tercih edilir) Sert dokulu yüzeyler, dinamik, uyarıcı, ilgi çekici, güçlü ve daha sıcak, heyecan verici ( heykel vs. )
Dolu ve Boş Alanlar Resim yüzeyinde uzanan belirlenmiş bölgeler pozitif, boş ve belirsiz alanlar da negatif olarak nitelendirilir. Genel olarak ön planlar pozitif, arka planlar negatif olarak düşünülür ve nitlendirilir.
Doluluk Resim ve Heykel de formu tanımlamak için kullanılır. Kontur, dış çizgileri ya da hatları nitelerken, Form da desenin, resmin, heykelin içi doluluğunu niteler.
Dominant (Dominante) 1. Resim yüzeyinde görünen ya da yer alan hakim renk. 2. üstün, galip.
Double Buffering  Ekran alanını kaplayan resim bilgilerinin görüntülenmesi için ayrılan toplam belleğin, bir kerelik görüntülenme için gerekenin 2 katı kadarının hazır tuıtulduğu anlamına gelir. Bu sayede, ekrandaki aktüel görüntüden bir sonra gelmesi gereken resim bilgileri, arka planda hazır tutulur. Böylece animasyonlar ve oyunlar, 'Single Buffer' bellek operasyonlarının kullanıldığı durumlara göre çok daha akıcı olarak görüntülenir. 
Döküm  Resim yapmaya başlamadan önce gerekli materyallari toplama.
Doküman  Resim yapmak için toplanmış malzemeler.
Dömitent (Frs.Demi teinte) 1. Ara renk, hafif renk, yarım renk. 2. Koyu ile  açık arası.
Dört Boyutlu (A quatre Dimensions) Derinlik, uzunluk ve genişliği olduğu kadar, zamana da sahip olan.
Dragraf (Frs. Dragraphe (m)) Resmi bilmeyenlerin resim yapmasına mahsus bir alet,  diyagraf.
Drope (Frs. Draper (v)) Resim ve heykelde giysi kıvrımlarını belli etmek. Kıvrımlar düşürmek. “Drapori” de denilir.
Duvar Resmi – Duvar üzerine yapılan resim. Toz boya ile yapılan türüne fresk denildiği gibi yağlı boya ile de uygulanabilir.
Duygu (Sensation) Ruh ve beden yaşayışlarından her birinin insan ruhundaki yansımaları, uyandırdığı etkiler duygu olarak nitelenmektedir.
Duyu İnsan ve hayvanların, dış dünya ile olan ilişkilerinde göz, kulak, burun, dil el gibi uzuvlara bağlı olarak, görme, koku alma ve dokunma olaylarıdır.
Düzlem ve Derinlik  Düzlem üslupta renkler dingin bir yolda derecelenirler. Derinleme üslupta ise keskin ışık karşıtlarına canlı renklere dayanan bir derinlik görülür. Giderek aşırı büyüklükte ön planlar motifiyle, uzaktaki nesneleri daha da küçük göstermek yoluyla sonsuz derinlikler elde edilmiştir. Düzlem üslubunun ortadan kalkma süreci, düzgün çizginin değerini yitirme süreciyle paraleldir. Leonardo’nun “ Son Akşam yemeği” resmi düzlem üslubunun en büyük örneğidir. Bu resimde bireyler önde bir düzlem üzerinde yan yana dizilirler. Arka planı olan resimlerde de arka plandaki bireyler ve nesneler ön plandaki düzleme paralel bir arka düzlem üzerinde yan yana dizilirler. Düzlem üslubunun en tipik örneklerini Raffael, Dürer, Holbein vermişlerdir.



E

Ebat (İng. Dimensions) Eski dilde boyutlar ve bir nesnenin en, boy ve yükseklik ölçüleri.
Eboşuvar Heykel ve seramik modlajında kullanılan bıçağa benzer her tür ahşap aracın genel adı.
Ebru (İng. Marbled Paper) Tuz ve başka maddelerle yoğunlaştırılmış su üzerine yatırarak gerçekleştirilen hareli bezeme. Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri” sözcüğü Türkçe'de değişerek “ebru” biçimini almıştır. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe göre “yüz suyu” anlamına gelen Farsça “âbrûy” tamlamasından gelmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır. Ebrunun Yapılması: Ebrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için yüzeyine “ahar” denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı sürülen ve bu yüzden “aharlı” denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi. Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için “aharsız” da denen ham kâğıt kullanırlardı. Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Geven denilen otun gövdesinden elde edilen ve beyaz renkli bir tür zamk olan kitre, belli bir oranda, suyla bir kabın içinde karıştırılır. Kitre yerine salep, keten tohumu, ayva çekirdeği, gazyağı gibi birçok değişik madde de kullanılmaktadır. Kitre ile yapılan bu karışım 12 saat kadar bekletilir ve zaman zaman karıştırılır. Kitre bu süre sonunda erir ve karışım boza kıvamını alır. Daha sonra küçük fincanlarda ebru için boya hazırlanır. Bu amaçla kullanılacak boya çok ince toz haline getirilmeli ve suda eriyip dağılmayan bitkisel ve kimyasal boyalardan olmamalıdır. Fincanda su ile iyice karıştırılarak sıvılaştırılan boyalara ayrıca iki kahve kaşığı taze sığır ödü katılır. Bu işlemin amacı iyice ezilmiş boyanın dibe çökmeden yüzeyde kalmasını sağlamaktır. Bu biçimde hazırlanan değişik renkteki boyalar özel tekneye boşaltılmış olan boza kıvamındaki sıvının yüzüne serpilir. Yüzeyde birikintiler halinde kalan bu boyalar daha sonra tahta bir çubukla karıştırıldığında ya da yayıldığında şaşırtıcı ve ilginç desenler ortaya çıkar. Ayrıca hazırlayanın isteğine göre belli desenler de elde edilebilir. Bu desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 510 saniye sonra, iki ucundan tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan desenler çıkar. Eğer, bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı ya da motiflerin yerleri boş kalır. Bu yöntem hattat ve ebru ustası Necmeddin Okyay (18831976) tarafından bulunduğu için bu yöntemle yapılan ebrulara “Necmettin Ebrusu” denir. Ebrunun “battal ebru”, “taraklı ebru”, “çiçekli ebru” gibi daha birçok türü vardır.  Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok kullanılırdı. Bazen elde edilen ilginç ve güzel desenler bir tablo görünümünde olduğu için bu amaçla da kullanıldığı oldu. Türkler'den Hatip Mehmed Efendi (18.yüzyıl), Şeyh Sadık Efendi (19.yüzyıl), Bekir Efendi (20.yüzyıl başları) gibi çok usta ebru sanatçıları yetişmiştir. Bu sanatın Necmeddin Okyay'dan sonra yetişen son ustaları arasında Mustafa Düzgünman (doğumu 1920) ve Niyazi Sayın (doğumu 1927) özellikle anılabilir.
E fort  O fodt (Frs. Eauforte (f)) Yedirme, kazı resim.
Eboş (Frs. Ebauch (f)) taslak.
Eboşe (Frs. Ebaucher (v)) Taslak çizmek.Taslaklamak, taslağını yapmak.
Eben (Frs. Ebène (f)) Güzel parlak siyah renk.
Eburne (Frs. Eburné,e éburnéen, énne (Adj)) Fildişi renginde.
Ecce Homd (İng. Ecce Home) “İşte adam” anlamında Latince bir terim. Avrupa resim sanatında Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden önce halka takdimini resmede ikonografik sahne.
Edgar Degas ( 1834-1917) Fransız ressam.  Ecole des Beaux’da Ingres’in öğrencisi olmuştur. İlk reismlerinde akademik eğilimler görülür. Manet’den etkilenmiştir. 74 kadar heykel çalışmıştır. Balerin resimleri ile ünlüdür.
Edip Hakkı Köseoğlu – (19041990) 1904 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy Lisesi’nde tamamladıktan sonra Sanayii Nefise Mektebii Alisi’ne girmiş ve 1927 yılında Çallı’nın atölyesinden mezun olmuştur. Aynı yıl Avrupa sınavını kazanarak Paris’e gitmiştir. Yurda dönen sanatçı Sanayii Nefise Mektebii Alisi öğretmenliğine verilmiştir. Müstakil Ressamlar Cemiyeti üyesi olan sanatçı 1940’da Halkevleri genel merkezi tarafından Anadolu çalışmalarına gönderilmiş ve gönderildiği yurt köşelerinden başarılı eserlerle dönmüştür. Gerçek anlamda bir emprestyolist olan sanatçı birçok karma sergiye katılmış ve beğeni kazanmıştır. Bazı özel kolleksiyonlarda ve Resim Heykel Müzelerinde eserleri bulunan sanatçı 1990 yılında aramızdan ayrılmıştır.
Edouard Monet (1832- 1883) Fransız ressam. Akademik resim öğretisine karşı çıkarak resimlerinde yeni bir biçim yaratmaya çalışmıştır. 1870 ‘ten sonra empresyonist akım içine yer alımıştır.
Edvard Munch (1863-1944) Ekspresyonizmin önde gelenlerinden Norveçli Ressam.Resimlerinde aşk ve ölüm konuları ile ilgilenmiştir.

Effiji (Frs. Effigie (f)) Para ve madalyalar üzerindeki baş resmi, portre.
Eflatun (İng. Lilac) 1. Leylak. 2. Pembeyle mor arası bir renk. 3. Filozof Platon.
Ekarlat (Frs. Ecarlate (f)) Lâl rengi, kıpkırmızı.
Ekkohomo (Frs. Eccohomo (m)) Hz. İsa peygamberi, başında bir taç ile gösteren tablo.
Eklektik (İng. Eclectle) Sanatta tümüyle özgün nitelikte olmayan, başka üslup, akım, çağ, uygarlık ya da kişilerden devşirilmiş biçim öğeleri ya da görüşlerden yeni bir biçim yaratmayı deneyen davranışları, bu davranışlar doğrultusunda gerçekleştirilmiş yapıtları ve bu anlayışa sahip sanatçıları niteler.
Ekletisizm (İng. Eclecticism) Farklı sanatsal dizgelerden alınan öğelerin yeni bir dizge içinde yeniden kullanılması eylemi.
Ekluarsir un kuler (Frs. Ecloircir une couleur (v)) Resim yüzeyinde rengin  tonunu açmak.
Ekorşe (İng. Ecorche. Frs. Ecorche´ (m)) 1. İnsan ya da hayvan vücudunu derisiz, yalnızca kas yapısı biçiminde betimleyen sanat eserlerini niteler. 2. Derisi yüzülmüş insan ve hayvan yontusu, soyuk.
Ekber Yeşilyurt  1949 yılında doğdu. İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. Bir süre gazetecilik yaptı. Azerbeycan Respublikası Ressamlar İttifakı Hacı Zeynel Abidin Tağıyes Xale Üniversitesi diplomasını almaya hak kazandı. Faaliyetlerini yurtdışına taşıyan sanatçı Frnasa, İtalya, Macaristan, İspanya, İran ve Azerbeycan'da incelemelerde bulundu. 50'yi aşkın plaket ve ödül aldı. Kadın başlıkları konulu çalışmaları ile tanınır.
Eksen Bir cismi iki parçaya bölen gerçek veya hayalen kabul edilen çizgi.
Ekspresyon (İng. Expression, Frs. Expression) 1.Dışavurumcu. 2. Bir sanatçı veya bir gurup sanatçının eserlerine üstün değer kazandıran biçimin kendi içinden gelerek dışa vurumu olayıdır.
Ekspresyonist (İng. Expressionist, Frs. Expressionniste (Adj)) 1.Ekspresyonizm akımı doğrultusunda çalışan sanatçı. 2. Dışavurumcu sanatçı.
Ekspresyonist Anlayış Ekspresyonizm’in Bir Modern Sanat akımı oluşuna karşılık, tarih boyunca Modern Sanat’taki Ekspresyonizm’le doğrudan ilişkili olmayan, fakat onunla tutum ortaklığı gösteren gene bir Ekspresyonist anlayıştan söz edlebilir. Ekspresyonist anlayışların ana özelliği, resim ve heykel yapıtlarında yer alan betileri, amaçlanan bir etkiyi yaratabilmek için bazı deformasyonlara uğratmalarıdır.
Ekspresyonizm Ekspresyonizm (Frs. Expressionnisme (m)) 1.Resimde tabiat görüşlerinin başlıca karakterini  aşırı olarak ifade etmek  verebilmek amacıyla yapılan sanat şekli. 2. 20. yy.’ın ilk yirmi yılı içinde, özellikle Almanya’da gelişen bir Modern Sanat akımı. İzlenimcilk’e bir tepki olarak belirdiği söylenebilir. Resim, heykel ve mimarlık alanlarında etkili olmuştur. Resim ve heykelde, dış gerçekliği sadakatle yansıtmayı yadsıyarak, sanatçının ruhsal durumuna, amaçlarına, hatta, politik tercihlerine göre, işlediği betileri deformasyona uğratmasına olanak vermiştir. Renk düzeninin keskin karşıtlıklar yaratacak biçimde ele alınışı da, yine Ekspresyonizm’in diğer özelliğidir. En ünlü Ekspresyonistler arasında Emile Nolde, D. Müler, Oskar Kokoschka ve E. Munch’un adları sayılabilir. 3. Sezilen ve düşünülenden çok, hissedileni teşhir etmeyi arzulayan sanattır. Ekspresyonist biçim; heyecan, mizaç veya anlamlara değer vermek suretiyle, doğal objelerin açık seçik, canlı, ruhsal anlatımı biçiminde anlaşılır. Romantizmin daha güçlü bir biçimi olarak düşünülebilir. Çağdaş sanata yön verdiği söylenebilir. Ekspresyonizm gelinen noktayı aşma adına Empresyonizme karşı olarak doğmuştur denilebilir. Dış dünyanın doğurduğu izlenimciliği değil, ama sanatçının kendi duyarlığının doğa biçimlerinde güçlü ifadesini hedef tutan bir sanat ve edebiyat eğilimidir. Romantizmin değişik bir biçimi olan ekspresyonizm, Almanya’da doğan ve gerçekçi görüşe karşı durmak üzere sanatçının sübjektif yaşamına tam bir özgürlük tanıyan eğilimdir.
Ekspozisyon (Frs. Exposition (f)) 1. Sergileme 2. Sergi. 3. Resimde yapılan çalışmaların, izleyicilerin gözlemine sunma.
El Grego (1541-1614) Girit kökenli İspanyol Ressam. Venedik’te bulunmuştur. İlk eserlerinde  Titian, Michelangelo, Raphael, Dürer gibi sanatçıların etkileri görülür. Figürlerinde özgün deformasyomlar hakimdir.
Ela Yeşile çalan kahverengi. Yalnızca göz rengi için kullanılır.
Elemantarizm (İng. Elemantarism) 1924 yılıda başlatılan bir akımın adı. De Stijl eylemleriyle bağlantılı bir resim anlayışı ve hareketi. Mondrian’ın yalnızca yatay ve düşey dik açılı yüzeysel öğeleri içeren anlayışına eğik öğeleri de sokmayı dener. Yaratıcısı Theo Van Doesburg’dur.
Eleştiri  Bir resmin Plsatik ve estetik kurallar uygunluğunun sözel ve yazılı sorgulanması.
Eleştirmen (İng. Critic) Bir sanat eserinde yeni yaratılan ürünlerin sanatsal düzeyi konusunda yargılara vararak, bunu iletişim araçları ya da basın yoluyla kamuya ileten kişi.
Elif Naci  (18981988) 1898'de Gelibolu'da doğmuştur. İlk ve Orta öğrenimini tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'ne girmiş ve İbrahim Çallı atölyesinden mezun olmuştur. Bir süre resim öğretmenliği yapan sanatçı Türk İslam Müzesi Müdürlüğünde de bulunmuştur. 1940 yılında Halkevleri çalışmalarına katılmış, bize Samsun'dan güzel peyzajlar vermiştir. O, "D Grubu" ressamlarının sözü edildiğinde ilk akla gelendir. Sağlam bir sanatçı kariyeri yanında kalemi ile de Türk sanatına hizmetlerde bulunmuştur. 1933'de yayınladığı "On yılda resim" adlı bir kitabı vardır. Bir çok sergiler açmış , ödül almış bu değerli sanatçımızın Devlet Resim Heykel Müzeleri, resmi ve özel kolleksiyonlarda eserleri mevcuttur. Türk resim sanatında çok saygın yer edinen sanatçımızı 1988 yılında kaybettik.
El Sanatları Belli bir amaç için kullanılmak üzere estetik nitelikli eserler. Ancak günümüzde başlı başına bir sanat eseri olarak çalışılmaktadır.
Elükübrasyon (Frs. Elucubration (m et f)) 1. Uykusuz duraksız yapılan eser 2. Didineçabalaya  meydana getirilmiş, fakat sağduyudan mahrum (değersiz) yapıt.
Emaye (Frs. Emailler (v))  Renk renk süslemek, zenginleştirmek.
Emil Nolde  (Schleswig, 7.8.1867 Seebüll, 13.4.1956). 1901 yılından sonra Kuzey Schleswig’de doğduğu yerin adı olan Nolde’yi soyadı olarak alan Emil Hansen mobilya tasarımcısı olarak Berline yerleşti Asur ve Mısır sanatından etkilenerek bir çok resim ve desen çizdi.Emresyonizm hakkında yeterli birikime sahip olmakla beraber ekspreyonist eserler verdi.
Emin Barın  Türk Hattatı (Bolu 1913 İstanbul 1987). Gazi Terbiye Enstitüsü Resim Bölümünü bitiren (1936) Emin Barın, Kamil Akdik ile hat çalıştı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Öğretim üyeliği yaptı. Barın Hat sanatına getirdiği özgün ve çağdaş yorumlarıyla tanınır.
Emörod (Frs. Emeraude (Adj. inv)) Parlak yeşil renkli Zümrüt, Zümrüt yeşili.
Empati (Einfühzung) (İng. Empathy) Bir sanat eseri ile onu algılayıp izleyen kişinin duyumsal bütünleşmesi. “Özdeşleyim” de denir.
Empresyonizm (Frs. İmpressionisme (m)) 1.Sanat ve edebiyatta duyguları belirtme şekli.  İzlenimcilik. 2. Dıştan ve içten gelen bir faaliyet nedeniyle zihinde beliren, ani güçlü etki. Empresyonizm adıyla beliren hareket. Claude Monet, Camile Pisarro gibi ressamlarca ortaya atılan ve 19. yüzyılın son döneminde ortaya çıkan hareket. Empresyonizm; doğada her an değişen izlenimin uçan etkilerini aksettirmeyi amaç edinen sanat biçimidir. Empresyonist izlenimci kavramı ilk kez Louis Leroy tarafından 25 Nisan 1874 sayılı Charivari (Kuru gürültü) dergisinde kullanıldı: Louis Leroy, Claude Monet’nin Impression, Soleil Levant (İzlenim, doğan güneş) adını taşıyan bir peyzajından faydalanarak, fotoğrafçı Nadar’ın salonlarında açılan sergiyi Empresyonistler sergisi olarak değerlendirdi. Bu sergi; Pisarro, Monet, Degas, Sisley, Renoir, Cezanne, Guillaumin ve Berthe Morisot gibi ressamların kurduğu “ Ressamlar heykeltraşlar ve Gravürcüler Anonim Derneği tarafından düzenlenmişti. Bu derneğin kurucularının birleştikleri nokta Devlet sanatıyla ilgilerin kesilmesi talebidir. Çünkü rengin özgürlüğünü palet üzerinde karıştırmaktan çok, tuvalin berrak ve temiz yüzünde saf olarak konulması gereğine inanıyorlardı. Bu doktrine ancak bunlardan bazıları birkaç uyacaktır. Empresyonizm bir düşünce tarzıdır. Empresyonizm bir düşünce tarzı olarak sabit bir ışık altında ve açık havada biçimleri inceler. Empresyonizm düşüncesi Delacroix’ya kadar uzanabilir. Constable, Bonington ve özellikle William Turner gibi ressamlar önceden beri doğa gözlemini bir yasa olarak kabul ediyorlardı. Barbizon’da Fontainebleu ormanında çalışan Empresyonistler de aynı şekilde hareket ediyorlardı.
Empresyon (Frs. İmpression (f)) İzlenim duygu.
Empresyonist (Frs. İmpressionniste (n et adj)) İzlenimci.
Emülsiyon Resimde yağ, su,balmumu, albumin,kazein gibi maddelerin karışımından meydana gelen tabaka.
Endigo (Frs. İndigo (Adj)) Çivit renginde.
Enformel Sanat (Art Informel) 1.Biçime zıt sanat. 2. Günümüz bazı sanatçıların benimsediği sanat eğilimidir. Bu sanat tarzında objelerin görünüşlerinin sezdirdikleri duyguların anlatılmasına ilgi gösterir. Fautrier Dubuffet, Hosiasson gibi temsilcileri yanında Emil Nolde, Kandinsky, Soutine, Oscar Kokoschka gibi ekspresyonist sanatçılar da bu akıma eğilim gösterirler. Bu sanat adeta ekspresyonizm’in daha özgür ve özgün biçimi olarak görülür.
Enkarnad (Frs. İncarnat (Adj)) Açık kiraz pembesi.
Enkarnadin (Frs. İncarnadin, e (Adj)) Koyu pembe.
Enspirasyon (İnspiration (f))  1. Esin 2. Yaratıcı, yetenek 3. İlham alınmış şey.
Enspire (Frs. İnspirer  (sede) (v)) İlhamdan esinlenmek.
Enstantane (İng. Snopshot) Fotoğraf filmi üzerinde saptanan zaman parçası, Fotoğrafik an.
Entansite (Intensite) Parlaklık ve matlık halindeki renk karakteristiği, rengin şiddet ve kuvvet derecesi, renklilik derecesi. Kendisinden akseden ışığın kalitesi, niteliği veya özelliği aracıyla tespit edilen renk doyuruculuğu veya renk kuvveti.
Enteriyör  Oda içi resmi.
Entimist (Frs. İntimiste  (Adj)) İçtenci.
Entuitif (Intuıtif) Esas ve geçerli yasaların veya kuralların uygulanmasından çok, içgüdü ile anlama ve tanıma. İçgüdüye ait olarak hissetme.
Enveloppe Bir biçimi çevreleyen atmosfer.
Episkop İçine konulan resmi düz yüzeyler üzerine büyüterek yansıtmaya yarayan optik düzenek.
Epröv (Frs. Epreuve (f)) Deneme, prova.
Epröver (Frs. Epreuver (V))  Denemek, prova etmek.
Epür (Frs. Epure (f)) 1. yapılacak bir şeyin ölçekli resmi 2. Ayrıntılı çizim. 3. Tasarı geometride, üzerine bir nesnenin yatay ve düşey izdüşümlerinin çizildiği, birbirine dik konumda varsayımsal iki düzlem ve bunları içeren çizim kağıdı.
Ercüment Kalmık  (19091971) 1909'da doğdu. 1936'da Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi. 19391941 yılları arasında Kız Teknik Öğretmen Okulu'nda öğretmenlik yaptı. 1947'de İstanbul Teknik Ünivresitesi Mimarlık Fakültesi'ne öğretim görevlisi olarak girdi. Berlin Mimarlık Fakülte'sinde konuk profesör olarak dersler verdi (1968). Güzel Sanatlar Akademisi'nde temel sanat eğitimi kürsüsünde görevlendirildi (1969). 1941 yılından itibaren yurt içi sergilerinden başka İtalya, Almanya ve Amerika'da sergiler açtı. Resim çalışmaları yanında sanata yazarlığı ile de hizmet etti. "Renklerin Armoni Sistemi" ve "Tabiatta ve Sanatta Doku" adlı iki tane kitabı bulunan sanatçımızı 1971 yılında kaybettik.
Erdal Alantar  1932 İstanbul'da doğdu.194956 Güzel Sanatlar Akademisi, İstanbul 1958 Floransa Güzel Sanatlar Akademisi, İtalya 1959 Paris 196667 Metalurji fabrikasında çalıştı, Paris 1968 "Uluslar arası Ancona Bienali Ikincilik Madalyası", İtalya 1970 Val de Marne Birincilik ödülü, Fransa
197298 Plastik Sanatlar öğretmenliği, Fransa 1980 La Ville de Bayeux ödülü, Fransa 1993 En iyi kompozisyon ödülü, Bayeux, Fransa
Erdem (Vertu) Güzel ahlak, güzel huy, hoşgörü, iyilik, mutluluk veren değerleri üzerinde taşıyan. Namus, inanç, yiğitlik, yüreklilik, vatan sevgisi, insan sevgisi, çileye katlanma, sevgi ve saygının, bir başkasının menfaatinin kendi menfaati üzerinde ve önünde tutulmasını bir karakter biçiminde yaşama. Bu olguları yaşamındaki her işe ve işte yansıtma eylemi.
Eren Eyüboğlu  (1913 1988) 1913'te Romanya'da doğmuştur. Öğrenimini burada yapmış ve 1928'de Yaş Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olmuştur. 1930 ve 1932'de Paris'te Andre Lhote atölyesinde çalışmış ve bu süre içinde Paris'te iki sergi düzenlemiştir. 1933'te Romanya'ya dönen sanatçı sergiler açarak sanat hareketlerine devam ettiği sırada (1936) B. Rahmi Eyüboğlu ile evlenmiş ve bundan sonraki sanat çalışmalarını İstanbul'da yürütmüştür. İngiltere, Almanya, Belçika, Amerika'nın Newyork, Berkley, Newjersey şehirlerinde ayrıca Ankara ve İstanbul'da yirmiden fazla sergi açmış, içte ve dışta sanat gücünü kabul ettirmiştir. Cezanne ve Matisse gibi sanatçılara hayranlığı bulunan sanatçı önceleri emprestyonist espri içinde çalışmış, fakat sonraları çağımızın sanat anlayışına kaymış, tıpkı eşi gibi daha çok renge önem vermiştir. 1988 yılında kaybettiğimiz sanatçının Devlet Resim ve Heykel Müzeleri kolleksiyonlarında, özel ve resmi kolleksiyonlarda bir çok başarılı eseri vardır.
Ergin İnan  (1943  ) Ergin İnan'ın ayrıntılardan hareketle oluşturduğu kendine özgü dünya, giderek görsel şölene dönüşür. Sonuçta; cıvıl cıvıl, rengarenk  tıpkı sol elinde birbirine karışan boyalar gibi. Burada, ressamın resim olmaya ahdettiği, dönüşü olmayan bir serüven yaşanır; her şey, usulca tersyüz olmuştur handiyse. Belki zamanla oynanmaz; ama şimdi, her nasılsa dünden öncedir hep. İnan için yaşamı resmetmek, görünür dünya ile kurduğu diyaloğun ötesinde bir anlam taşır; mimesis, yaşanmakta olanın süreçselliğidir çünkü. Bu nedenle, sanat yapıtının sondan başa doğru ilerleyen kurgusunu tersine çevirip, hayatın akışıyla özdeş kılan rastlantılar zinciri, söz konusu resimleri yönlendiren temel ilkedir. Sezgi ve dalıncı rehber edinmenin rahatlığı, bu üretim modelinde kendiliğinden içtenliğin teminatına dönüşmüştür. Resim, birşey anlatmaz, olsa olsa ne olduğunu sorgular sadece; İnan'a göre "gönül olanı çizmek"le eşanlamlıdır bu. Gör/ül/mek, bak/ıl/mak vb. hep çift yönlü bir süreç olup, edimlerimizin bile öznesi çoğun tartışmaya açıktır. İnan, ben neyim  ya da kimim  sorusuna değil, ben, ben miyim'e yanıt arar; bu açmaz, sonuçta var olan her şeyi topyekün kucaklamaya kalkışan bir yeryüzü sevdalısına çevirmiştir onu; başta insan olmak üzere, salyangozdan bokböceğine, tırtılsıdan solucana kadar tüm yaratıklar bundan payına düşeni alır; geride izleyiciye kalan ise bu coşkuyu paylaşmaktır artık.
Erguvani ((ing.Purple) Erguvan çiçeği renginde mor renge çalan pembe renk.
Eritme Zemin Genellikle fotografi ile yapılan portrelerde kullanılan ve ortadan başlayan, gittikçe rengi açılan zeminler ki; koyulukların birbiri içinde eriyerek açıklaşmasından meydana gelir.
Ernst Ludwig Kirchner  (Aschaffenburg, 6.5. 1880 Davos yakınında Frauenkirch 15.6.1938). Münih “Art Nouveau” ortamı içinde bulundu. Geçici Empresyonizm yerine derin expresyonizmin açığa çıkarılmasına inanması Kirhner’i etkileyerek eserlerini bu tarzda vermesine neden oldu.
Erol Akyavaş  (1932 1999) 1950 yıllarında katıldığı Batı sanat ortamında genç yaşında başarıya ulaşmıştır. Gününün tavrına uygun serbest, lekeci kompozisyonlarla iç dünyanın bilinmezlerine yönelen resimlerinde giderek kendi öz gelenekleri, Doğu estetiği yüzeye çıkmaya başlamıştır. 1970'lerde Akyavaş İslam duyarlılığını daha çok benimseyerek Türk resmi içinde iddialı bir kimlik ve gelenek sorununa odaklanmıştır. Zamanla Işık ve renkte yoğunlaşan resimleriyle Akyavaş, sanata tekrar kutsal olanla anlamlandırmaya çalışan ve İslam anlayışına çağdaş bir ifade getirebilien ender sanatçılardandır. Erol Akyavaş, kırk yılı aşkın sanat yaşamı boyunca, son derece serbest bir dille resmin bir çok farklı ifade biçimini denemiştir. Erken yıllarında leke ve kaligrafik imgelere, soyut biçimlere ilgi duyan sanatçı; daha sonraları figürü ve mimari öğeleri yoğunlukla kullanmış, ancak düzenlemelerdeki irrasyonel yanyana gelişlerle sürrealizme yakınlaşmıştır. Leke, işaret, yazı, figür ve soyut biçimleri bir arada kullanarak kendine özgü bir kompozisyon anlayışı sergileyen Akyavaş'ın resmi, son yıllarda giderek imgelerden arınmış, renk ve ışığa yönelmiştir.
Erol Batberk  Plastik Sanatçılar Derneği. Batıkentli Sanatçılar Derneği. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği üyesidir. Sanatçının Kültür Bakanlığı  Devlet Resim Heykel Müzesi gibi resmi kurumların yanı sıra yurtdışı ve yurtiçinde bir çok özel kolleksiyonlarda eserleri bulunmakta olup, bugüne kadar çok sayıda karma sergiye katılmıştır.
Erotik (Frs. Erotique (Adj)) Aşk’a değgin, aşk ozanı, cinsel istek uyandırıcı. (resim)
Erotizm (Frs. Erotisme (m)) 1 Cinsel yan 2 Cinsel şeylere aşırı düşkünlük.
Erüjinö, nöz (Frs. Erugineux, euse (Adj)) Pas renginde. Bakır çalığı.
Esin (İng. Inspiration) 1. Sanatçıyı ürün vermeye zorlayan ve kendisine dış dünyadan yöneltilmiş somut ya da varsayımsal itki. 2. İlham.
Eskiz (İng. Sketch, Frs. Esquisse (f)) 1. İlk Çalışma taslağı.2. Deneme. 3. Bir proje, tasarım ya da sanat eserini sonuç biçimiyle ortaya koymadan önce yapılan ön hazırlık.
Eskize (Frs. Esquisser (v)) Kalem ile ilk taslağını çizmek.
Esse (Frs. Essai (f)) Deneme.
Espas (Espace) Alan, bütün objeleri (varlıkları) çevreleyen ve içine alan sınırsız saha. Genişlik, sınırlı alan: bir noktadan diğer bir noktaya olan mesafe. Önceden yerleştirilen noktaların arasındaki açıklık. Ölçülebilir mesafeler. Kaligrafi sanatında dengeli yazı aralıkları.
Espri (Esprit) 1. anlam. 2. duygu ve düşünce formu. 3. Zeka yeteneği kalitesi. 4. sanatçının düşünce temeli.
Estamp (İng. Print, Frs. Estampe (f)) 1. Oyma baskı, baskı, baskı işi. 2. Çin’de ve Japonya’da ipek ya da kağıt üzerine baskı teknikleri kullanılarak yapılmış ve genel olarak rulo biçimde saklanan resim.
Estet (Frs. Esthète (m)) 1. Güzelci 2. Sanat züppesi.
Estetik (Frs. Esthètique (f)) 1. Güzel duyu, güzellik anlayışı, güzel ve hoş. 2. Güzelin bilimi. 3. Estetik güzelin ne olduğu sorusunu yanıtlamakla ilgilenen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu anlamda estetik güzel ile sanatın özdeş olduğunu düşünen anlayışın bir ürünüdür.  Sanat artık yalnızca güzeli betimlemek eylemi değildir. Günümüz estetiğinde bu yeni anlayışı benimsemiş, geçmişteki kesim ve doktriner tutumundan uzaklaşarak, çoğunlukla tarihsel bir yöntem kullanan bir sanatı açıklama uğraşı haline gelmiştir. Bilim olarak estetiğin konusu üzerinde herkesin oybirliğine vardığı bir tanım hiçbir zaman olmamıştır. Toplum yaşamında, sanatın artan önemi ve rolü, gerçeğin estetik özümsenme alanının alabildiğine genişleyip yayılması, estetik alanındaki eğitim gereksinimleri ve dolayısıyla, bütün bu sorunlara dair kuramsal çalışmalar göz önünde tutulunca, estetik biliminin konusunu ve onun bilgiyle bitişik alanlarla ilişkilerini iyice belirlemek zorunluluğu kendiliğinden ortaya çıkar. Estetik, Yunanca hassasiyet ve duygu anlamında (Esthesis Aeshetikos) kelimesinden alınarak bütün Avrupa dillerine girmiş bir kavramdır. Duygu bilimi anlamını ifade eder. Anca özellikle Sanattaki güzelliğin içeriğinden söz eden bilim anlamında algılanmaktadır. Bu kelimeyi bugünkü anlamda ilk defa kullanan kişi, Alman Filozofu Alexandre Baumgarten ‘dir. Bu kişi yazmış olduğu kitaba “Aesthetica”  ismini vermiştir. Fakat bu bilim öteden beri antik ulusların felsefelerinde var olan bir alandır. Bu da gösteriyor ki; Bilim olarak estetiği kuran Baumgarten değildir. Osmanlıca da bu bilimin adına “bediiyat” adı verilir. Estetik Kavramının bir anlamı da “güzel”dir. Bu bilim, Metafizik estetik, psikolojik estetik, sosyal estetik, filozofik estetik gibi alanlara ayrılır. Estetik bilimini öğrenmekle insan sanatçı olmaz ancak sanatçının güzellik anlayışını kavrayabilir. Estetik bilimi ilk kez eski Yunanistan’da ortaya çıkmışsa da belli başlı bir bilim dalı olarak devam etmemiştir. Sokrat, yazılarında sanatın idealist ve spiritüalist (ruhsal) bir doktrini yapmıştır. Platon da bazı eserlerinde bu meseleyi tekrarlamış ve bir filozofun, bir hükümet adamının düşüncelerinde ve milletin terbiyesinde güzel’ in alacağı yeri göstermeye çalışmıştır. Aristo da güzellik nazariyelerini tahlil ederek sanatın esasını tabiatı taklitte bulmuştur. Fakat tabiat ’tan maksadı tabiatın özündeki ideal güzelliktir. Estetik, Sanatsal tasarım sürecinde önemli etkenlerden biridir. Sanat alanında “temel” olarak alınan estetik, felsefi ve kuramsal çözümleme ilkelerini özümsemek isteyen sanatçı, sanat eğitimcisi ve sanat öğrencisi için, bilimsel öğreti niteliğindedir. Sanat sorunlarını ele alırken, sanatçının bireysel yanını ve sanatsal etkinliğinin özel çizgilerini, bilimsel öğreti bazında, estetik ele alır. Estetik; Sanatta kimi olayların eleştirel çözümlemesi yanında, sanatsal tasarımın genel yasalarını temellendirmek, sanatsal kavramları ve kategorileriyle tanımlamak amacı ile, somuttan soyuta devam eden bir sanatsal serüvenin kuramsal yorumunu kendi alanı içine alır. Sanatsal etkinliğin, çeşitli yollarla dışa vurumlarını çözümlemede ve değerlendirmede, bilimsel öğreti ölçütlerinin oluşturulmasına estetik, önemli oranda katkıda bulunur. Buna göre estetiğin konusu üzerine iki farklı görüşü ileri sürenler vardır. Birinci görüşe göre; Estetiğin bir tek konusu vardır o da, sanatın evrim yasaları ve sanatsal yaratımın özüdür. İkinci görüşe göre; Estetik ile genel sanat kuramı birbirinden büsbütün ayrı iki bilimdir. Genel sanat kuramı, sanattaki evrim yasalarını ve sanatsal yaratının özünü inceler; buna karşılık Estetik de, sanatta ve gerçeklikte güzel ‘in bilimidir. Bu iki görüş, Estetiğin tanımını yaparken pek çok şeyi dışarıda bıraktıkları için, her iki bakış açısı da, kuşkusuz aynı derecede kabule değer bulunmaktan uzaktır. Çünkü estetik, sanatın özünü ve evriminin yasalarını olduğu kadar, güzel ’ in çeşitli dışa vurumlarını da inceler. Bilimsel öğretide estetik, dünyanın estetik özümsenmesinin bağlı olduğu yasaları genelleştirir. Bu yasalar sanatta daha tam, daha çeşitli ve doğrudan bir yolla ortaya çıktıkları için, estetik de, her şeyden önce, sanatın özünü ve genel yasalarını, sanatsal yaratıyı inceleyen bir bilim olarak kendini gösterir. Dünyanın estetik özümsemesinin, sanatın sınırlarını aşacağını, sanatsal yaratıyı kapsamına aldığı gibi, gerçeklik karşısında insanın koyduğu estetik tavrın daha başka yönlerini içereceğini kabul eden görüşler de vardır. Her durumda; sanat, tarih boyunca estetiğin başta gelen konusu olmuştur. Bilimsel öğretide estetiğin temel ilkelerinin her şeyden önce, sanatsal pratiğin genelleştirilmesine dayanmasının nedeni de budur. Estetiğin asli görevi, modern sanatın kuramsal yorumuna girişmek, ama bunun yanı sıra da modern sanatın üzerinde belli bir etkide bulunmaktadır. Sovyet estetikçisi V. Sokolov; “Sanat estetiğin en başta gelen konusudur. Ama, sadece sanatı kendi boyutlarıyla değil; estetik araştırmalarının genel yönsemesini de büyük ölçüde sanat belirler. Bununla beraber, estetik anlayışlarının çoğu, başlangıçta olduğu gibi, hemen hemen günümüzde de  sanat kuramına bağlı kalıyor, estetikle ilgili olan daha başka olayların “parametrelerini” belirlemek yolunda, en genel ve iyi düzeyde bir model fonksiyonunu yerine getirmektedir. Estetik biliminin konusu durmaksızın genişlemektedir. Ama daha başka olayları tanımlamaya yarayan şey, hep yine sanat olmuştur. Rus eleştirmeni Çernişevski’nin de, estetik biliminin her şeyden önce genel sanat kuramıyla özdeşleştirilmesi gerektiğini düşünenlerden olduğunu kabul etmek gerekir. Buna rağmen Çernişevski’yi fikir bağlamında olduğundan farklı yorumlayarak, genel sanat kuramı ile güzel ’in bilimi olarak estetiğin sınırlarını iyice ayırıp belirlenmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Hegel, estetik adlı kitabında bu bilimi, tamamen sanat kuramına indirgemiştir. Moskova’da1965 yılında yayınlanan Estetik ve Sanatsal olay  adlı kitapta, Rus yazar Pospelov; Sanat kuramını, kesin sınırlandırmalarla Estetikten ayırıyor. Ancak o zaman da Pospelov ’un bu yanlış değil ama, eksik yaklaşımı ile Estetiğin konusun yoksullaştırmaktadır diyenlerin görüşü dikkati çekiyor ve özerk bir bilim olan “ sanatın kuramsal incelemesinin yersiz olarak estetik diye adlandırıldığı görüşünü savunuyor.  Avner Ziss, pospelov ’un bu görüşüne katılmadığını şu soru ile ortaya koyuyor; peki ama, genel sanat kuramı estetikten ayrılırsa, estetiğe ne kalacak, konusu ne olacak o zaman? Pospelov kimi zaman Baumgarten ile ortak görüşleri doğrultusunda;” estetik, gerçeğin güzelliğini kavramakta yardımcı olan duyulur bilgi sorunlarını inceler” şeklindeki bir tanım  öneriyor. Yine Pospelov ’a göre,; “ estetik, güzelin nesnel özelliklerini, güzel ile gerçeklikteki benzer olayların daha başka özellikleri  arasındaki ilişkililiği ve bunların insan tarafından algılanmasını inceleyen bir bilimdir. Ancak Avner Ziss, Pospelov ’un bu çözümlemesinde, estetiğin özel konusunun içsel yasalardan yoksun olduğunu kabul ettiğini öne sürerek, bu tezin çürüdüğünü iddia etmekte ve şöyle bir öneride bulunmaktadır. “Adına yaraşır her bilim, gerçekten daha işin başında, konusunun özel yasalarla belirlenmiş olmasını ister. Toplumsal gelişim ile beraber, Estetiğin konusunda da gelişim kendini göstermektedir. Estetiğin konusunun tarih içinde değişikliğe uğraması, bilimsel ve felsefi evrimleşmede genel bir yasadır. Örnek; Tarım kültüründen endüstri kültürüne geçiş ile, bir “endüstri estetiği”nden de söz edilir olmuştur. Ya da çevre kirliliği ile gündeme gelen, çevre kirliliğini önleme çalışmaları, yönetim bağlamında organizasyonlar, çevre estetiğini de beraberinde getirmiştir. Uluslararası estetik incelemeleri Komitesi Başkanı İsviçreli estetikçi ve sanat kuramcısı Joseph Gantner, 20.yüzyılda estetiğin evriminin dört evreden geçtiğini söyler. Birinci evre; Klasik estetiğin ortadan silinmesi, İkinci evre; Deyişler estetiği (üsluplar estetiği) Üçüncü evre; Yaratıcı fantezi estetiği, Dördüncü evre; Çevre estetiğidir. Bu sınıflandırma estetiğin yargılanması için değil, sanatın çerçevesini aşıp, insan hayatını ilgilendiren tüm alanları kendi konusu içerisine alabildiğini vurgulamak içindir.  Estetik biliminin konusunun gelişme nedeni, estetik etkinlikte yeni biçimlerin, yeni sanat alanlarının ortaya çıkışı ve bu alanların gelişim ve değişime uğramasıdır. Pospelov;” Estetik, özel bir bilim olamaz;çünkü, özgül bir çalışma alanı yoktur ve gerçeklikle ilintili kesinleşmiş yasaları da incelemez. Estetik, genel felsefi disiplinlerden biridir” diyerek konu üzerinde görüş ortaya koymuştur. Ancak, felsefe ve estetik; bilginin bütün dallarını kuşatan evrensel bir bilim olmaktan çıkalı çok uzun zaman olduğunu savunanlar da vardır. Diyalektik materyalizmin felsefe alanında gerçekleştirdiği köklü devrim ile, bilgi kuramı, diyalektik, bilimsel bilgi edinme yöntembilimi ve mantığı ile sınırlanmış bulunmaktadır. Estetik, felsefe ile sıkı bağını korumakla beraber, felsefenin bütünleyici bir parçası olmaktan çok kendi özel konumunu belirlemiştir. Estetik, felsefi nitelik gösterir; ama, felsefe ile özdeşleştirilemez; estetiğin kendine özgü özellikleri, görevleri ve bir konusu vardır; Bunlar özel yasalarla, gerçeğin estetik, ama önce sanatsal özümsenme yasalarıyla belirlenmiştir.
Estetizm (İng. Aestheticism) Sözcük, sanat yapıtında güzeli aradığı savında olan anlayışlar için eleştirel nitelikte kullanılır. Sanatı bir haz verme aracına indirgemek isteyen her tür anlayışı niteler.
Estimabl (Frs. Estimable (Adj)) Değerli.
Estamp Bk. Istampa.
Estompaj (Frs. Estompage (m)) 1. Gölgeleme. 2.Hafif gölgelendirme.
Estomp (İng. Stump, Frs. Estompe (f)) 1. Ucu sivri gölge kalemi. 2. Kağıt ya da deriden bükülerek yapılan, ucu konik, gövdesi ince silindir biçiminde bir resim malzemesi.
Estomper (Frs. Estomper (v)) 1. Sertliklerini gidermek . Hafif gölgelendirmek.
Eşref Üren Kent oluşumlarından kesitleri işleyen peyzajlarında, Eşref Üren’in düzene açık ve sınırsız bir ifade boyutu getiren duyarlılığının canlı titreşimlerine tanık olunabilir. 1897’de İstanbul’ da doğdu, 1984’te Ankara ‘da öldü. Bursa Ziraat Okulu’ndan sonra Güzel Sanatlar Akamedesinde okudu. Burada İbrahim Çallı ve Hikmet Onat atölyelerinde çalıştı. Bir süre Paris’te André Lhote ve Othon Griesz’in atölyelerine devam etti. Yurda dönüşünde çeşitli illerde resim öğretmenliği yaptı. “D Gurubu “ na katıldı. Resimleri bu gurubun sergilerinde ve Galatasaray sergilerinde yer aldı. En Tanınmış Eserleri: Ankara’da Kış, Gençlik Parkı, Beynam Ormanları
Etnografya (İng. Etnography) Toplumların kültürlerini inceleyen bilim dalı. Etnoğrafya ilkel toplulukları ve bir ölçüde de halk kültürünü ele alır. Bununla birlikte ilgilendiği oluşumların çoğu kez sanatsal nitelikte olmasına karşılık etnografyanın alanı “sanatsal” gerçeklikleri içermez.
Etof (Frs. Etoffe (f)) 1. Yetenek, kaabiliyet Avoir de l’etoffe 2. konu
Etüd (Frs. Etude (f)) Çalışma. Resimde bir modeli detaylı olarak çalışmak. Özellikle desen çalışmalarının önemli bir bölümüdür.
Eugene Delacroix (1798-1863) Fransa’daki romantik hareketin en önemli ressamlarından biridir. 1825’de İngiltere’ye gitmiş, manzara resminde renklerin canlılığı ve parlaklığından etkilenmiştir. Yaptığı resimlerle Fransız geleneğine aykırı düştüğü için saldırıya uğramıştır.
Euston Road Okulu 1937-1939 yılları arasında İngiltere’de bir resim grubu. Adı Londra’da bir cadde ismninden alınmıştır. Bu grup snatçıları modern soyut resim hareketlerine tepki göstermiş ve gerçekçi resimler yapmışlardır. Victor Pasmore,Claude Roges bu sanatçılar arasındadır.
Evrensellik (İng.Universal) Bir sanat kavramı olarak evrensellik, ulusallık ve yerellik kavramlarının karşıtı niteliğinde kullanılır. Ve bir sanat yapıtı ya da akımının tek bir topluma özgü olmayan tüm dünya için geçerli bir anlayışın ürünü oluşunu anlatır. Bu anlamda evrensellik, ayrıntılarda olmaktan çok, ana ilkelerde bir ortaklık demektir.
Eylem Resmi 1947 yılında ilk defa Amerikalı Jackson Pollock’un uyguladığı bir resim yapma tarzıdır. Bu tarzda resim, tuval üzerine boyaları sıçratarak, savurarak belli bir coşku içinde yapılır. Amacı sanatçının esere kendini yakın hissetmesi, eserinin bir parçası halğne gelmesidir. Tachisme (lekecilik) adını alan akım bu resim eğilimiyle bağıntılıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder