11 Kasım 2012 Pazar

RESİM SÖZLÜĞÜ_ Prof. Ahmet ATAN



RESİM SÖZLÜĞÜ_Prof. Ahmet ATAN







  











   RESİM SÖZLÜĞÜ


     ÖNSÖZ

Gerek resim eğitimi alan öğrenciler, gerekse, hobi olarak çalışanlar; 
konu ile ilgili olarak  sözlük ihtiyacı içerisinde bulunduklarında;  
özellikle kendilerine hitap eden   sözlük bulamamaktadırlar. Sanat 
kavramı geniş  alanı kapsar. Mimarlık,arkeoloji, tekstil ve benzeri 
birçok tasarımuygulayım çalışmaları sanat kavramı içinde yer alırlar. 
Bu alanların hepsini bir arada ele almak oldukça zor bir iş'tir. 
Bu nedenle lokal bir alana, yani yalnız Resim alanına yönelik 
"Resim Sözlüğü" gerekliliğine  inanarak böyle bir çalışmaya girdik. 
Kaliteli  sözlük  çalışması uzun ve yorucu bir araştırmayı gerektirmektedir. 
Bu alanda önemli bir ihtiyacı karşılayacağını umarız. Resim Sanatı ile 
ilgili kelimeleri süzmeye çalıştık Böylece Resim Sanatı Öğrencileri 
kelimelere bakarak "zaman içerisinde" benimsedikleri terimleri dilimize 
kazandırmış olacaklardır. Bir de temel amaç sanat eğitimi ve öğretimine 
katkı olunca, bir çok kaynaktan yararlanırken; kaynakların ve bilinen 
bilinmeyen sahiplerinin katkısından dolayı herkese teşekkür etmeyi 
bir borç biliyorum. Bu çalışmanın yararlı ve boşa gitmeyen bir emek 
ürünü olmasını dilerim.
                                                           Ahmet ATAN


KISALTMALAR

Ay.y. – Aynı yer
Bkz. Bakınız
Sıfat (Adıl)
Alm. Almanca
Arap.Arapça
Frs. Fransızca      
FDişil İng.
İng.İngilizce
İs İsim
Lat.Latince
m  Eril
nsznesne almayan fiil
Os.  Osmanlıca
Res.  Resim





A


Abaculus    Eski Roma’da yer mozaiklerini oluşturan 
küçük küp biçimli öğelere verilen ad.

Abaç, Nuri  Türk ressamı (İstanbul 1926). Devlet Güzel 
Sanatlar Akademisini bitiren Nuri Abaç, Anadolu mitolojisi ve
 Hacivat Karagöz figürlerinden çıkışla resimler ile tanındı.

Abaküs    Antik sütun başlıklarının en üstünde yer alan taş levha. 
Grek Dor başlıklarında kalın düz bir levha biçiminde, Grek İyon 
başlıklarında Toskan, Roma Dor ve Roma İyon başlıklarında  
alt kesimi silmeli kare biçimindedir. Karint ve Kompozit başlıklarda 
kenarları iç bükey ve köşeleri pahlıdır. “ Abak” da denilir.

Abartı  is. Abartma.

Abartıcı İs. ve s. Bir şeyi olduğundan büyük veya çok gösterme 
huyunda olan (kimse).

Abartıcılık, ğı  is. Abartıcı olma durumu, mübalağacılık.

Abartılmak (nsz) Abartmak işine konu olmak, mübalağa edilmek.

Abartmak  1. Resimde bir şeyi olduğundan büyük veya küçük, 
çok veya  az,   göstererek anlatmak, mübalağa  etmek. 2. Bir 
şeyin ya da şahsın ayırıcı özelliklerini göstermek üzere daha büyük 
veya mübalağalı bir surette müdahale ederek resmetmek.

Abartmalı  s. Abartılmış, mübalağalı.

Abdülmecit (1868 – 1944) 1868 yılında doğan sanatçı 
sultan 2.Abdülaziz'in oğludur. Osmanlı İmparatorluğu'nda 
saltanatın kaldırılmasından sonra bir süre yalnız halife olan 
bu zat iyi bir sanatçı ve sanatçı koruyucusu idi. Şehzadeliği 
sırasında 1910 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin 
fahri başkanlığını yapmış ve sanatçıları himaye etmede elinden 
geleni esirgememiştir. Abdülmecit'in eserleri içli ve realisttir. 
Onun renk anlayışı da ileriydi. Beethoven, Goethe ve Yavuz 
sultan Selim adlı tabloları 1918 yılında Viyana sergisinde 
sergilenmiştir. At üzerinde tasvir ettiği Sultan Aziz, Recaizade 
Ekrem, Abdülhakhamit portreleri sanatçının önemli eserleri 
arasındadır.

Abide    (İng. Monument, memorial) 1.Anıt. 2. Önemli bir olayı, 
kişiyi, sonsuza dek hatırlamak ve hatırlatmak için yapılıp dikilen 
anıtsal yapı. 3. Arapçada uzun süre unutulmayan beliye ve dahiye 
anlamındadır. Arapçadan alınan bu kelime Türklerde büsbütün başka 
anlamda kullanılmıştır. Asırlarca kalan ebedi ve ulu eserleri ifade 
eder. Tarihteki büyük olaylar, benzeri az olan ve asırlarca yaşayan 
büyük ve değerlerli eserler hakkında da kullanılır. Sanatta gerek tarih 
ve gerekse güzellik bakımından büyük bir değer ve önemi olan bina, 
tablo, heykel gibi sanat eserlerine ve adi binaların üstünde bir 
sanat güzelliği ve içeriğini taşıyan eserlere verilen vasıftır. Örneğin: 
Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii veya Topkapı Müzesi Türk 
mimarisinin en güzel abidelerindendir. Leonardo’nun tabloları resim 
sanatının abidelerindendir.

Abideleşme is. Anıtlaşma.

Abideleştirmek Anıtlaştırmak.

Abidevî    (İng. Monumental)  Anıtsal.

Abidin Elderoğlu 1901’de Denizlide doğdu, 1974’te Ankara’da 
öldü. Resim sanatına olan ilgisi, İdadi'de okuduğu yıllarda gelişti. 
1919'da bu okulu bitirince, resim öğretmenliği vekilliğine atandı. 
İstanbul Öğretmen Okulu'nda okudu. Abidin Elderoğlu 1901’de 
Denizlide doğdu, 1974’te Ankara’da öldü. Resim sanatına olan 
ilgisi, İdadi'de okuduğu yıllarda gelişti. 1919'da bu okulu bitirince, 
resim öğretmenliği vekilliğine atandı. İstanbul Öğretmen Okulu'nda 
okudu. Bu yıllarda, resim bilgi ve yeteneğini geliştirici çalışmalar 
yaptı, Muğla ve Buca'daki öğretmenliğinden sonra, 1930'da Fransa'ya 
gitti. Julian'da Albert Laurens ve André Lhote'un yanında çalıştı. 
1932'de yurda dönünce, İzmir'de öğretmenliğe başladı. 1955'te emekli 
oldu ve Ankara'ya yerleşti. İlk sergisini, öğretmen olarak bulunduğu 
Buca'da açtı. 1956'da, Ankara'da düzenlediği kişisel sergisini, birer 
ikişer yıl arayla başka sergileri izledi. Yağlıboya resimler yanında, 
suluboya çalışmalara ağırlık verdi. 1964'te Paris'te, 1965'te Venedik'te 
açtığı sergiler ilgi topladı. Resim sanatının soyutluğunu sağlamak 
amacıyla, müziğin seslerin işlevlerine göre uygulanmasına koşut 
olarak renk, biçim, açıkkoyu ve yarımkoyuluk gibi plastik öğelerin 
etkinliklerine dayatılmış bir anlayışı benimsediğini belirten Elderoğlu, 
Türkiye'de, 1950'li yıllarda belirgin bir çizgi oluşturmaya başlayan 
soyutçu eğilimin, 1960'lı yıllardaki temsilcileri arasında yer alır 
Resimlerinde kaligrafik değerleri, belirli bir plastisiteye göre 
düzenler, çizgi ile renk arasındaki oluşumları, süreçsel bir etkinlik 
düzeyinde işleyerek geliştirir.

Abramtsevo    (İng. Abromtsevo) 1870 yılları dolaylarında 
demiryolları yatırımcılarından sava Mamantov tarafından Moskova 
yakınlarında kurulan Rus sanatçı kolonisi. Petersburg Akademisinin 
Avrupa’ya yönelik ve bürokratik tavrına karşılık olarak, Rus halk 
sanatı kaynaklarına eğilip esinini oradan almayı amaçladı. Valentin 
erov, Mihail Wrubell, Isaak Leviton gibi ilerici ressamlar bu koloni 
bünyesinde yer aldılar.

AbstractionCreation (İng. AbstractionCreation) 1930’la da Nazi 
Almanya’sından kaçarak Paris’e sığınan sanatçıların oluşturduğu bir 
grup. Konstrüktivizm’den Süprematizm’e dek tüm çağdaş akımların 
temsilcilerini içinde barındırmıştır.   

Abstraksiyon  (Fr.İng. Alm. Abstraction):Soyutlamaya da soyutlaştırma. 
1911 yılından itibaren  nesne biçimini  resme  uygun hale getirmek  için 
yapılan biçim değiştirmenin (deformasyon) giderek tanınmayacak  hale 
getirilmesi, soyutlaştırma. Soyutlama.

Abstraksiyonist Soyutçu.

Abstrksiyonizm Soyutçuluk.

Abstrakt sanat  Soyut sanat.

Abstre (Frs. Abstrait, e (adj)) 1. Tabiat görünümlerini amaçlamayan, 
salt çizgi,  renk ve leke  değerlerini  kapsayan, Okunabilir  veya 
kolayca anlaşılabilir gerçeğe bağlanmama. soyut, mücerret, bir şeyden 
çıkarmak, ayırmaktır. 2. Form ve ifade gereksinimlerini karşılamak için, 
doğa, izlenim ve ya gözlemlerin yeniden organize edilmesidir. 
3. Dokunulabilir gerçeğe bağlanmama. 4. Manevileştirme. 5. Soyutlama.

Abstre sanat  (Frs. Abstrait  (Art))  Soyut sanat.

Abstretman   (Frs.Abstraitment (Adv)) Soyut olarak.

Absürd 1. Saçma 2. Anlamsız 3. Usdışı

Acar, Kuzgun  Türk heykelcisi (İstanbul 1828 ay.y.1976)
Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitiren Kuzgu Acar Türkiye’de
soyut heykelciliği öncülüğünü yaptı. 1928 yılında İstanbul'da doğan
sanatçı 1948 yılında İstanbul Sultanahmet Ticaret Lisesini bitirdikten
sonra Akademinin heykel bölümüne girdi. Prof. Belling'in öğrencisi
olan sanatçı 1933 yılında Akademiden mezun olmuştur. Kuzgun ACAR,
Hadi BARA'nın etkisiyle daha öğrencilik yıllarında soyut figürsüz
çalışmalara yönelmiştir. Önceleri Kafes, tel kullanarak Gabo'yu
anımsatan yarı saydam formların ördüğü komposizyonlar düzenlemiş,
sonradan tel ve çivi kullanarak değişik biçimde uygulamalara girmiştir.
1961 yılında Paris'e giden ve biryıl orada çalışan sanatçı bu çalışmalarını
1962 yılında Musee Darts'de sergilemiştir. Yurda döndükten sonra
aynı anlayışta ve soyut anlamda, gerçekten plastik değeri yüksek
yapıtlar vermiştir. 4 Şubat 1976 günü aramızdan ve sanat dünyamızdan
ayrılmıştır.

Acar, Salih  Türk Ressamı (Sofya 1927). Dekoratörlük de yapan Salih
Acar, başlıca konusu kuşlar olan resimlerle tanındı.

Acemi 1. Bir işin yabancısı olan, eli işe alışmamış, bir işi 
beceremeyen 2. İşinde, mesleğinde ilerlememiş.

Acemice Beceriksizce.

Acemilik, ği  is. Acemi olma durumu, aceminin çekingenliği ve 
ürkekliği. ~  çekmek – henüz alışmadığı bir işte zorluk çekmek, bocalamak.

Action Painting   (İng. Action Painting) Amerikalı eleştirmen 
H. Rosenberg tarafından ortaya atılan sözcük, ünlü ressam 
J. Pollock’ın tutumunu tanımlamak için kullanılmıştır. Bu tür 
resimler klasik çizim ve boyama yöntemiyle değil, boyanın 
püskürtülmesi, damlatılması, serpilmesiv.b.gibi eylemlerle 
oluşturulur. Dolayısıyla, yapıt bir ön planlamanın sonucunda 
yaratılmaz; sanatçının spontane eylemlerinin dolaysız bir sonucudur.

Acudoğlu, Ratip Aşir  Türk Heykelcisi (İstanbu 1897Ay.y.1857) 
İstanbul Sanayii Nefise mektabini bitiren Ratip Aşir Acudoğlu’nun 
başlıca eserleri; Kubilay Anıtı (Menemen), İnönbü Anıtı (Erzincan), 
Atatürk Heykeli (Bolu), Atatürk Anıtı (Ankara).

Açı Birbirini kesen iki hat arasındaki köşe açıklığı.

Açık (Resim) Renklerde koyuluğun zıttı olarak kullanılır. Açık renk 
diye o rengi oluşturan boyayıcı maddenin azlığı veya o rengin beyazla 
karıştırılarak açılması suretiyle meydana gelen renge denir. Açık sarı, 
açık mavi gibi ki; boyayıcı maddenin azlığı dolayısı ile hafif ve aydınlık 
görünen renk demektir. Böyle renklere açık renk denir. Boyayıcı maddesi 
çok olan veya içinde siyah renk olup aydınlık olmayan renklere koyu renk 
olarak tanımlanır. Koyu kırmızı, koyu mavi, koyu sarı gibi.

Açıkhava Resmi   (İng. Plein Air) Ressamın atölyesi yerine, 
doğrudan doğruya doğa içinde çalışarak verdiği ürün. 19. yy.’da 
ortaya çıkmış ve izlenimci sanatçıların temel ilkesi haline gelmiştir.

Açıkta çalışma  (İng. Pleinairism) Atölye dışında yapılan resim 
üretme tekniği. Ressam doğayı betimleyen bir sahne resmettiğinde 
bile, genel olarak bunu düş gücüne dayandırarak atölyesinde gerçekleştirir. 
Ünlü İngiliz ressamı J. Constable açıkta çalışmaya yönelen ilk 
sanatçılardan biridir.

Açık gri Kır.

Açık resim  Toplumsal ahlâk kurallarına aykırı resim, erotik, 
pornografik. Bu tür çalışmaların, insan anatomisini öğrenmek, 
öğretmek ya da insan vücudundaki estetik değerleri 
ortaya çıkarmak gibi sanatsal amaçla yapılmasını pornografik 
larak nitelendirmeyenler de vardır.

Açık Hava Resmi   (İng. Plein air) 1. Ressamların atölyesi yerine, 
doğrudan doğruya doğa içinde çalışarak verdiği ürün. 19.yy.’ da 
ortaya çıkmış ve izlenimci sanatçıların temel ilkesi haline gelmiştir. 
2. Atelye dışında yapılan resim faaliyeti  3.Empresyonist akımın 
başlıca özelliği, C. Monet, E. Manet  açık havada resim yapan 
ve ışık altındaki değişimleri gözlemleyen ressamlardandır. 4. Atölye 
dışında ve doğrudan doğruya gökten gelen hava ışığı altında çalışarak 
resim yapmak. Böyle doğrudan doğruya hava ışığı altında yapılan 
her tür resimlere hava ışıklı resimler ve atölye ışığı ile yapılanlara 
atölye ışıklı resimler denir. Hava ışıklı resimlerde gölgeler, etraftan 
gelen yansımalarla daha renklenmiş olurlar. Atölye ışıklı resimlerde 
ise ışık ve gölgeler daha yapay ve sert olurlar. Bu nedenle bir tablonun 
biçimlerindeki ışıkgölgenin hava altı ışığı ile mi yoksa atölye ışığı altında 
mı yapılmış olduğunu resim bilenler pek kolay anlayabilirler.

Açıklık (Renkte) Rengin, tonun açıklığı, açık olma durumu, ışık şiddeti.

Açılış    Bir serginin veya galerinin törenle açılışı.

Açık kompozisyon (İng. Open Composition) 1. Resim düzlemi üzerinde 
betimlenen gerçekliğin, gerçekte resmin sınırları dışında da sürüp giden 
doğal gerçekliğin bir parçası olduğu izlenimini verecek biçimde kompoze 
edilmesi. 2. Resmedilen şeylerin tüm olarak tablo sınırı içine sığmadığı 
kompozisyon türü. Açık kompozisyon, açık gerçekliğin tüm öğelerini 
resim düzlemi içine sığdırmayı amaçlamaz. Böyle bir çabanın olanaksız 
olduğunu varsayar. Özellikle barok ve çağdaş resimlerin bir çoğu 
açık kompozisyonludur.

Açıkkoyu (Fr. claireobscure; İng. clearobscure; Alm. Helldunkel)  
Resimde özellikle belirtilecek önemli yerlerin açık koyu lekeler 
zıtlığı içinde anlatımı. Işıkgölge sözcüğü de aynı anlamda kullanılır.

Açık Mavi  Gükyüzü rengi. Etkisi: Üstten Hafif,göksel,uçma isteği, 
Yandan Soğuk,uzaklaştırıcı Alttan Düz pürüzsüz harekete geçirici

Açık ton ( ışıklı kısım ): Işığın eşya üzerine doğrudan doğruya 
geldiği en aydınlık kısımdır. Bu kısım eşyanın öz rengini vermez.

Açısal Perspektif   Diktörtgen ya da kare prizma biçimindeki 
geometrik şekilleri iki yan ve üst yüzeylerini gösteren bilimsel 
bir perspektif yöntemidir.

Açmak (Rengi)  1.Rengin koyuluğunu azaltmak. 2. Rengin açıklık 
şiddetini arttırmak. 3. Bir renk içine su, beyaz veya açık bir 
renk katarak o rengin kuvvetini düşürmek. Su bazlı boyalarda su, 
yağlı bnoyalarda beyaz boya katarak rengi hafifleştirmek ve aydınlatmak.

Adak Steli (İng.Votive Stel) – Antikite’de adak niteliğinde küçük dikilitaş, 
stel. Bir adağın gerçekleştirilmesi üzerine diktirilir.

Adale Resim sanatında, Anatomik desenlerde insan yada 
hayvan figürünün kas yapısı.

Adam  Erkek yetişkin.

Adaptasyon   Bir şeyi diğer bir şeye uyarlama, yakıştırma.

Adapte etmek Uyarlamak.

Adapte olmak Uyarlanmak.

Adem Genç  1944 Rize’de doğdu. 196265 Gazi Eğitim Enstitüsü 
Resim İş Bölümü, Ankara 196971 Bournemouth College of Art and 
Technology, İngiltere 197174 Saint Martin’s School of Art, Londra 
1979 Mansiyon, DYO Resim Yarışması 1980 Master, Dokuz Eylül 
Üniversitesi, İzmir 1980 "Başarı Ödülü", Devlet Resim Yarışması 
1981 Mansiyon, "Atatürk Resimleri Yarışması" 1983 "Devlet 
Resim Yarışması", Başarı Ödülü 1984 "Birincilik Ödülü", İnönü 
Vakfı Resim Yarışması" 1985 Mansiyon, İzmir Ticaret Odası 
Yarışması 1985 DYO Resim Yarışması "Başarı Ödülü" 1985 
Sanatta Yeterlik, İDGSA, İstanbul 1986 TPAO Atatürk Reism 
Yarışması "Jüri Özel Yarışması" 1987 Doçentlik, İDGSA, İstanbul
1990 İzmir Büyükşehir Belediyesi Resim Yarışması "Birincilik 

Ödülü" 1992 Dokuz Eylül Üniversitesi Dekan Yardımcılığı, İzmir 
1993 Profesörlük, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir 1995 DYO 
Resim Yarışması "Başarı Ödülü" 2000 Ankara Sanat Kurumu 
"Yılın Sanatçısı Ödülü"

Adnan Çoker Soyutlamayı yerel mimari unsurlardan esinlenen 
bir düzen anlayışı içinde sunan Adnan Çoker teknik açıdan 
da perfeksiyona yönelmiş biri olarak görünür. 1927 İstanbul’da 
doğdu 19441951’de Güzel Sanatlar Akademisi Zeki Kocamemi 
Atölyesi'nde çalıştı. Ayrıca Halil Dikmen'den kompozisyon 
bilgileri edindi. Akademinin Yüksek Resim Bölümünü bitirdi.
1955 Avrupa konkurunu kazanarak devlet bursuyla Paris'e gitti.
1956-57 André Lhote Atölyesi’nde çalıştı.195760 Henri Goetz 
Atölyesi’nde çalıştı.1960 Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim 
Bölümü’ne asistan olarak girdi.1963 Dört ressam arkadaşıyla 
"Mavi Grup"u kurdu.1966 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi 
Yüksek Resim Bolumu hocalığına atandı.1974 Paris'te UNESCO'da 
acılan "Çağdaş Türk Sanatı Sergisinde T.Erol ile birlikte sergi 
komiserliği yaptı.1976 Mimar Sinan Üniversitesi’nde profesörlük 
görevine başladı.1977 14 Temmuz  1979 24 Mayıs tarihleri 
arasında İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü görevinde 
bulundu.1983 23 Mart  1985 31 Ağustos tarihleri arasında 
Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim 
Bolumu Başkanlığı’nda bulundu.

Adnan Tepecik  Türk ressam ve grafikeri (Erzurum 1957). 
Ankara Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş bölümünü bitirdi. 
Aynı zamanda bu bölümün öğretim elemanlığını da yaptı.
Resimlerinde doğayı soyutçu bir dil ve dinamizimle yorumlar.

Adnan Turani  1925 İstanbul’da doğdu. 194548 Ankara Gazi 
Eğitim Enstitüsü Resim bölümü 195359 Münih, Stuttgart, Hamburg 
Akademilerinde lisans ve uzmanlık öğrenimi 195970 Gazi Eğitim 
Enstitüsü resim öğretmenliği 197273 Doktora, Hacettepe 
Üniversitesi 1972 Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü 
koordinatörlüğü 1978 Doçentlik, Hacettepe Üniversitesi 1970-86 
Hacettepe Üniversitesi Ed Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim 
Üyeliği 198687 Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 
Resim Bölümü Başkanlığı

Adorant (Lat.) Tablo ve heykel kompozisyonlarında Hz.İsa'nın 
ayaklarına kapanan figürler.

Aegis    (İng. Aegis)  Heykellerinde tanrıça Athena’nın göğsüne 
takılı bir plak biçiminde betimlenen yılanlar ve gargonla bezeli bir obje. 
Tanrıçanın atribüsüdür.

Aeropittura    (İng. Aeropittura)   Fütürizm’in geç dönem aşaması 
sayılan bir İtalyan resim akımı.  Özellikle, modern yaşamın teknik 
yönüyle ve uçuş yaşantısının betimlenmesiyle ilgilendi. Tato, Fillia, 
Munri, Dottori gibi ressamlar bu akım içinde yapıtlar verdiler. Bu 
akımın en etkili kişiliği Marinetti idi. Marinetti’nin ölümü ve İtalya’da 
faşizmin çöküşüyle beraber ortadan kalktı.

Aestetic Movement  (İng. Aestetic Movement) “ Sanat sanat içindir” 
düşüncesinin savunuculuğunu yapan, 19 yy. İngiliz sanat okulu. O. Wilde 
ve W. Pater  akımın düşünsel destekçileri olmuştur.

Afife Ecevit  İstanbul’da doğdu. Arnarutköy Koleji’nden mezun oldu. 
Fransa’ya yaptığı gezilerle resim sanatlarına olan ilgi ve yeteneğini 
geliştirdi. Devlet sergileri başta olmak üzere, karma sergilere katıldı.
İlk kişisel sergisini, 1967’de İstanbul’da (Devlet Galerisi) açtı. 
Güzel Sanatlar Birliği ve Kadın Ressamlar Derneği’ne üye oldu, 
bu kuruluşların ortak sergilerine resim verdi. Peyzaj ve ölüdoğa 
konuları üzerinde yoğunlaşan resimleri, izlenimci anlayışın renk 
ve ışık değerlerine bağlıdır.

Afiş (İng. Poster Fr. affiche; Alm. Plakat) 1. Resimli yazılı ası 
2. Tanıtma ya da reklam amacıyla hazırlanmış yazılı ve resimli 
grafik sanatı ürünü. 3. Duvar ilanı. Afişin “saygın” bir sanat yapıtı 
olarak onaylanışı ise, Bauhaus’un çabaları sayesinde olmuştur. Afiş 
ilk olarak makine endüstrisi ürünlerinin pazarlanmasında bir gerek 
olarak 1890 yılında ortaya çıktı. Fransız Chéret'nin ilk denemesini, 
Lautrec'in sanat eseri niteliğindeki renkli taşbasmaları izledi. Afiş 
sanatı, 1910 yıllarına değin en büyük gelişmesini gösterdi. Ancak 
gittikçe büyük miktarda afişe gereksinme duyulması, bu alandaki 
sanat çalışmalarının kalitesini düşürdü. Bugünkü modern afiş sanatı 
kübist ve soyut anlatım olanakları ile fotoğraf ve baskı tekniklerinin 
olanaklarından büyük bir oranda yararlanarak yapılan bir sanat 
dalı olmuştur.

Afişçi   (Fr.Affichiste (f et m)) Duvar ilânlarını çizen,  yapan desinatör, 
afiş sanatçısı.

Afişe etmek  Açığa vurmak, belirtmek, duyurmak.

Agnus Dei  (Agnus Dei) Hıristiyan ikonografisinde Hz. İsa’yı, 
başı haçlı bir hale ile çevrili bir kuzu biçiminde betimleyen simgesel resim.

Agrandisman  (is. (Fr. Agrandissement)) Büyültme

Agrandisör (is. Agrandiiseur) Fotoğraftan veya kitaptan resim 
ve benzeri görüntüleri yansıtarak Büylütme cihazı.

Agreyabılman [Frs. Agréablement   (adv)] Hoş bir tarzda.

Ağaç baskı  Tahta baskı. Özellikle düz tahta plaka üzerine kazınarak 
yapılan resmin boyanarak yapılan baskı resim.

Ağtonoz (İng. Net Vaviting) –Gotik mimarlıkta kullanılmış ve çok 
sayıda kaburganın kesişmesiyle oluşmuş ağ biçiminde tonoz.

Ahar  [is. (ahar) Fars. âhâr esk.] Hattatlıkta kağıt yüzeyi üzerine 
sürülerek kalemin kaymasını sağlayan nişasta ve yumurta 
akından yapılmış bir bileşim.

Aharlamak  (i) Ahar sürmek.

Aharlı   S. Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş, aharlı   kâğıt.

Ahenk  gi  [is. (ahenk) Fars. âheng ] 1. Bir resimde renkler   
arasındaki  bağıntının kendi üslup zorunlulukları açısından 
birbirini rahat ve  akıcı bir biçimde tamamlaması.   2. Armoni  
3. Uyum

Ahenk kurmak 1.Uyum sağlamak 2. Resimde armoniyi yakalamak. 
3.  Hoşa giden bağlantıyı  kurmak. Eski dilde uyum. Resimde, 
renk, leke, açıkkoyu değerlerin zıt düşmeme durumu. Kimi zaman 
yüzey üzerinde zıt değerler de uyum sağlayan özellikler taşır.

Ahenk sağlamak  Resimde  çizgi ve leke dağılımını düzene 
sokmak, birliği sağlamak. Ressamların tablolarını çalışırken eserin 
başlangıcından bitimine kadar duydukları temel   endişelerden  biridir.

Ahenki bozulmak düzeni bozulmak, resimde çizgi ve leke  
dağılımındaki  uyumun bozulması.

Ahenkli  s. Uyumlu, düzenli.

Ahenksiz  Uyumsuz,  düzensiz.

Ahenktar (s. (ahenktar) Fars. âhengdâr) Ahenkli.

Ahlak Bir topluluktaki insanların, uymak zorunda oldukları, 
benlikte duyulan davranış akideleri.

Ahmet, Karahisari  Türk Hattatı (Afyon 1468İstanbul 1556). 
Yazmış olduğu İki Kuranı Kerim İstanbul Topkapı Sarayı Müzesinde 
yer alan Karahisari Ahmet Hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Ahmet Nakşi  Türk Miyatür Ressamı (İstanbul 16.yy.ın sonu 
17.yy’ın başı). Osman II.’ye (16181622) sunulan taçköprülüzade’nin 
Şakayıkı Numaniya adlı kitabındaki 49 minyatür resim İstanbul Topkapı 
sarayı Müzesinde yer almaktadır.

Ahmet Paşa, Şeker  Türk ressamı (İstanbul 1841 Ay.y. 1907). 
Türk Resim Sanatının ustaları arasında önemli bir yeri vardır. 
Güzel huyu, tatlı dili ve insancıllığından dolayı “şeker” lakabı 
ile anılmaya başlandı.

Ahmet Uzelli  Hayatına ilişkin yeterince bilgi bulunmamaktadır. 
İlk devlet sergileri ile başlıca karma sergilere eser verdiği katalog 
kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ayrıca koleksiyonlardaki eserlerinden 
Uzelli'nin İmpresyonist anlayışta eserler yapan bir ressam olduğu 
karşımıza çıkmaktadır. Sanatçının resim heykel müzelerinde ve 
özel koleksiyonlarda eserleri vardır.

Ahmet Ziya Akbulut   (1896 – 1939) 1896'da İstanbul'da doğmuştur. 
1887'de Harbiye'den mezun olmuştur. Sanat eğitimini Osman Nuri 
Paşa ve Hoca Ali Rıza Bey'den alan Akbulut Harbiye resimhanesine 
atanmış ve 1894 yılına kadar burada çalışmışitır. 1913 yılında 
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. 
1914'te Sanayii Nefise Mektebi Alisi'ne öğretmen, 1939'da Müdür 
muavinliğine getirilmiştir. 1939 yılında kaybettiğimiz sanatçının özel 
ve resmi koleksiyonlarda pek çok eseri vardır.

Ahşap (s. Arb. Ahşâb, keresteler haşeb’den) Ağaçtan, tahtadan yapılmış.

Ahşap Dağlama  Özel ısınmış tel ile ahşap plaka üzerine yapılmış resim.

Ajurlu (İng. Open –Work) Çini, seramik ve porselen eşya üzerinde
görülen desenli delikler biçiminde bezeme.

Ak  is. Kar rengi, beyaz.

Akademi (İng. Academy Frs. Académie (f) < Yun.) 1. Bilginler, 
yazarlar, sanatçılar  kurulu 2. Bir sanat pratiğinin yapıldığı yer, 
Yüksekokul. 3. Resim sanatında çıplak vücudun görünüşü, çıplak 
modelden yapılmış insan resmi 4. Yunanca academia sözcüğünden 
gelmiştir. Sözcüğün kökenini M.Ö. 387 yılında Atina yakınlarındaki, 
Filozof Plâtonun felsefe öğretimi ve   tartışmalarının yaptığı “Akademos” 
adında bir park oluşturur . 15. Yüzyılda Floransa’da Lorenzo da 
Medici’nin  çevresindeki italyan  hümanistleri,   Akademi  sözcüğünü 
canlandırmışlardır. İlk sanat   akademileri 16. yüzyılda İtalya’da   
kurulmuş   ve bir atelyede toplanan  sanatçılar aynı modele 
bakarak resim yapmaya başlamışlardı. 1531 yılında   kurulan 
Bandinelli akademisi en eski   örnektir.  modern bir sanat akımı 
olarak   akademi, Ressam David’in etkisi ile  Fransa’da 19.yüzyılda  
kuruldu. Bu  yolda   en eski  örneklerden bir başkası da,  Vasari’nin 
Academia del Disegno   (1563)’  sudur. 1768 yılında kurulan İngiliz 
krallık akademisi   bu eğitim kurumlarının gelişmesinde rol oynadı. 
Daima gelenek ve kuralları temsil eden akademilerle öncü, kuralları   
zorlayan, bağımsız sanatçılar arasında çekişmeler sürüp  gider. 
Türkiye’de resim ve heykel sanatlarının  öğretildiği ilk akademi 1
883 yılında  İstanbul’da  kurulmuş ve “ Sanayii  Nefise Mektebi” adını almıştır.

Akademici   is. Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması   
yapan kişi  veya sanatçı.

Akademicilik (ği is.) Resim ve heykel çalışmasında geleneksel 
kurallara sıkı sıkıya bağlılık.

Akademik s. (İng. Academic, acodemical Frs. Académique(m)) 
1. Akademi ile ilgili olan 2. Bilimsel  niteliği olan 3. İlerici 
bir çabanın ürünü olmayan genel geçer ilke ve kurallar doğrultusunda 
oluşturulmuş sanat yapıtının niteliği.

Akademik Kariyer Uluslar arası bilgi, Akademik statü.

Akademisyen (Frs. Académicien) Akademi üyesi.

Akademizm (Frs. Académisme (m)) Geleneksel kurallara  
sıkı sıkıya bağlılık,katılık. belli kurallara göre çalışmaya inanma.

Akaju (Frs. Acajou(Adj)) Kırmızımtrak kahverengi, kahverengi renk.

Akarsu, Mediha  Türk seramikçisi ve heykelcisi (İstanbul 
1918ay.y. 1976). Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulunu Resim 
bölümünü bitiren Mediha Akarsu (1940) Hitit sanatını çağrıştıran 
biçim ve figürleri ile tanındı.

Akbulut, Ahmet ziya  Türk ressamı (İstanbul 1869 ay. Y. 1938). 
Sanayi Nefise Mektebinde perspektif öğretmenliği ve müdürlüğü 
yaptı. Eserlerinde perspektif kurallarına sıkı sıkıya bağlı kaldı. 
Başlıca eserleri: Beyazıt İmareti, Sultanahmet Camisi, Mihrimah Camisi.

Akdeniz, Halil  Türk Ressamı (Antalya 1944). Gazi Eğitim Enstitüsü
Resim-İş bölümünü bitiren (1965) Halil Akdeniz güçlü desen
çalışmalarının yanında Geometriksoyut sanatın temsilcileri arasında
yer aldı. Ürettiği resmin sorunsallarıyla olduğu kadar gerçekliğiyle
de evrenselliğe katkıda bulunan bir sressam kimliği taşır. Bu,
bir ölçüde onun içinde yaşadığı coğrafyadan kaynaklanıyorsa da
geniş ölçüde ressamın evrensel duyarlılıkla bütünleşmesinin sonucudur.
Akdeniz'in resmindeki öğeler, resmin bir bütün olarak yaşadığı
serüvenin heniz dokunmadığı kaynaklardan beslenmekte, onları
yeniden üreterek bilinç altına göndermektedir. Akdeniz'in resminde
geçmiş gelecek, doğubatı, eskilikçağdaşlık düzlemleri parçalanmakta
ve resimde, uzayın ve zamanın oluşturduğu bileşimde yeniden
kurulmaktadır. Onun resimleri usla duygunun, rastlantıyla bilincin,
kavramla olgunun kesiştiği noktada düğümlenmekte, geçmişi olduğu
kadar geleceği de sorgulamaktadır. 1960'lardan bu yana süren resim
çabası içinde Akdeniz, evrensel resimsel gerçeğin bütün evrelerinde
bulunmuş ama, kendi özgürlüğünü ve özgünlüğünü kültürler arası
geçişimlere yönelerek oluşturmuştur. Bu nedenle de tekcil değil
çoğulcu, dışlayıcı değil kapsayıcıdır. Akdeniz'in resminde ele alınan
öğeler kimi yerde malzemenin sınırlarını zorlarken kimi yerlerde de
onların öncesinde kavramlaştırmanın üstüne gider. Böylelikle, resmin
alt yapısını görselin ve algılamanın değişkenliğini irdeler, resmi
düşünselin alanına çeker. Akdeniz'in resimleri en son noktasında,
olmadığı yerde, boşluğunda, insanın evrensel serüvenin ve yazgısının
bir somut izdüşmü olarak kendi kendisini çoğaltır.

Akdik, Kamil  Türk Hattatı (İstanbul 1862ay.y.1941). Hacı Kamil 
fendi de denir. Reisülhattatin (hattatların en büyüğü) unvanına sahip. 
Sülüs, nezih, celi, divani yazı ve tuğra’da usta olan Kamil Akdik, 
Çağın önemli kaligrafi ustaları arasında yer alır.

Akdik, Şeref  Türk Ressamı (İstanbul 1899 ay.y. 1972). Hattat Kamil 
Akdik’in oğludur. Sanayi Nefise Mektebini bitiren (1924) Şeref Akdik, 
Gerçekçi, modele bağlı eserlerinde resim sanatının her türünü deneyerek, 
başarılı manzara resimleri ile tanınır.

Akheiropoietos  (İng. Acheiropoietos) Yunanca’da “ elle yapılmamış 
anlamına gelen sözcük, Hıristiyanlıkta insan emeğinin ürünü olmayıp 
mucizevi biçimde yaratıldığı var sayılan kutsal resimleri anlatır. 
Özellikle,  çok erken dönemlerde  yapılmış İsa ve Meryem ikonlarıyla 
ilgili bir tür söylenceler oluşturmuştur.

Akıcı,ğı  1. Resimde hareketlilik 2. Tablo yüzeyinde çizgi ve 
lekelerin  (renklerin)  üzerinde izleyicinin gözünün gezmesini 
sağlaması   3 Akıcı olma durumu.

Akıl İnsanın bilme, düşünme, hafıza gücü. Aristo’ya göre akıl; 
tasvvur, anlama ve yetenek cevheridir.

Akılcı  1. s. Akılcılıkla ilgili 2. is. Akılcılıktan yana 
olan kimse, uscu, rasyonalist.

Akıldışı    s. 1. Akla, gerçeğe uygun olmayan 2. fels. 
Us  dışı, gayrı aklî, irrasyonel.

Aklî     s.(aklî) Akla dayanan.

Akım (Frs. trendence; İng. Trend, movement, Alm. Tendenz) 
Ortak sanatsal görüş, davranış ve tutum özelliği gösteren 
sanatçı veya sanat yapıtlarının içinde gruplandığı kategori. 
Fovizm, empresyonizm, kübizm ya da sürrealizm gibi sanat görüşleri. 
Sanatta izlenen yol, Resimde oraya çıkan yeni  bir görüş, 
yöntem, hareket, cereyan,   tarz

Akredite 1. Yetkilendirilmiş. 2. Yetkili.

Akrilik  (İng. acrylic) Akrilik reçinesinden elde edilen sentetik 
boya. Yağlıboya yoğunluğunda, suluboya parlaklığında, çabuk 
kuruyabilen bir boyadır. Dış etkenlere yağlıboyadan daha dayanaklıdır.

Akrilik Boya Geciktirici  Çabuk kuruma özelliğinden dolayı 
ressamın daha rahat çalışması ve istediği sonucu elde etmesi 
için kullanılan sıvı madde.

Akrilik Boya Tekniği  Akrilik boyalar ilk olarak 1960'larda 
piyasaya çıktı.İlk çıktığında oldukça kalın; yağlıboyaya benzer 
kıvamdaydı.Standart Formula kıvamından ötürü bu boya spatulayla 
uygulanıyordu.Bu boyayla yapılan resimlerde boya çok kalın 
tabakalr halinde sürülebiliyordu.Bu kalınlıkta sürülen 
yağlıboyaların kuruması aylar alırken, akrilik boyalar birkaç 
saatin içinde kuruyordu.Bu yeni boyayla spatula kullanan 
olduğu gibi, fırçayla çalışan sanatçılar da vardı. Sonraları 
piyasaya fırçayla çalışan sanatçılar için yeni bir seçenek 
çıktı; daha akıcı, ince kıvamdaki "Flow Formula".. Fırçayla 
çalışılması daha kolay olan bu yeni malzeme, kalın kıvamdaki 
boyadan daha yavaş kuruyordu. Bazı akrilik boyalar tüpte, 
bazıları ise cam şişede satılır.Kapaklarını kullandıktan sonra 
kapamayı unutmamak gerekir.Aksi halde boya, tüpün ya da şişenin 
içinde kurumaya başlar.Boyalar karıştırılırken yalnızca su 
kullanılmalı ve fırçalar da suda yıkanmalıdır. Naylon fırçalar 
sürekli suda tutulabilir.Fırça su dolu kaptan çıkarıldıktan sonra 
kurulamadan kullanmamak gerekir.Akrilik boyaların kendi kıvamları 
yeterli olacağından, fırçanın nemli olması yeterlidir. Boya palet ya 
da cam, plastik gibi bir yüzeye sıkılabilir.Çalışırken paletteki boyalar 
kurumaya başlar.Bu yüzden her seferinde palete sadece kullanılacak 
kadar boya sıkmakta fayda vardır. Akrilik boyalat diğer malzemelerden 
daha kullanışlıdır.Bu boyalar sert, sararmayan ve esnek tabakalar 
olştururlar. Akrilik boyalarla yapılmış resimler su ve sabunla 
silinip temizlenebilir. Akrilik boyalar çağımızın modern, çok 
amaçlı ve dayanıklı malzemesidir.

Akromatik (Frs. Achromatique) Fiz. 1. Beyaz ışığı çözümlemeden 
geçiren, renksemez. Renksizlik. 2. Aydınlık ve karanlığın 
farklılıklarını anlatan, renk noksanlığı.

Akromatizm  1.Her tür sanat yapıtında renk kullanmaksızın, 
malzemenin, doğal renk ve dokusuyla bırakılması anlayışı. 2. Renksizleştirme.

Akromatopsi (Os. AmayıElvan) Renkleri görmemek ve 
birbirinden ayrıt edememek hastalığı. (Bkz. Daltonim)

Akrolit  (Frs. Acrolithe)  Baş, ayak ve ellerin mermerden, 
vücudu yaldızlanmış tahtadan yapılmış heykellere verilen addır.

Akropodium Bir mermer heykelin alt tarafındaki düz taş kaide.

Aksan (Frs. Accent (m)) Sanatta  anlatım gücü 
(Cette figure a de   l’accent), İfade gücü.

Aksel, Malik  Türk ressamı (Selanik 1903 İstanbul 1987). 
Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde, İstanbul Çapa eğitim Enstitüsünde 
resim ve sanat tarihi öğretmenliği yaptı. Anadolu’dan kesitler 
alarak eserlerini oluşturmuş olan Malik Aksel, Anadolu folklörü 
üzerine araştırma ve incelemelerini kaleme almıştır.

Aksesuar (İng. Accessoires Fr. accessoire): 1. Resimde ana konunun 
dışında kaldığı halde, konu ile ilişkisi nedeniyle yer alması zorunlu 
eşya betileri. 2. Sanat eserinde ikinci derecede gelen şeyler için 
kullanılan bir sözcüktür. 3. Detay, ayrıntı anlamına gelir. 4. Sahne 
tasarımında bir oyunun sahnelenebilmesi için gerekli eşya.

Aksial Perspektif  (Axial Perspektive) Mihrevi Perspektif. Bilimsel 
perspektiften önce bilinen bu tür çizimde paralellerin simetrik 
olarak gözden uzaklaştığı görülür. İlk örnekleri Grek Apulian vazoları 
üzerindeki çizimlerde görülmüş olup Rönesansta da devam etmiştir. 
Çoğu kez tavan üzerinde paralel iki çizgi tavanın bittiği yerde birleşir.

Aksiyon resim hareket resmi.

Aksonometri (Frs. Axonometrie) Üç boyutlu bir şeklin gösterilmesi. 
Paralel perspektiv yolu ile 120 derecelik bir açıya ve üç eksene 
paralel olarak uygulamaktır.

Aksoy, Fahir  Türk ressamı (İstanbul 1918). Naif resmin Türk 
sanatında kurucuları arasında yer almıştır.

Aksoy, Mehmet  Türk heykelcisi (Antalya 1939). İstanbul Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisini bitiren (1967) Mehmet Aksoy, Figüratif 
anlayışa bağlı demir ve taş heykelleriyle tanındı.

Aktivizm (Eylemcilik) 1934 ‘de Ekspresyonizmi incelemiş bir 
tarihçi olan Wolfgang Paulsen aktivizm ve Ekspresyonizm 
arasında kesin bir ayrım yapmıştır. Bu ayırm bugün geçerliliğini yitirmiştir.

Aktüalite (Frs. Actualité) Güncellik.

Aktüel Frs. Actuel) 1.Güncel. 2. İçinde bulunulan an.

Akuatinta (leke baskısı) (Fr. aquatint; Alm. Tuschätzung, 
Aquatinta) Bir derin baskı yöntemidir. Akuatinta, 1768 yılında 
Jean Baptiste Le Prince tarafından  bulunmuştur. Çinko ya da bakır 
üzerine yapılan ve siyah ile beyaz arasındaki ara değerleri elde etmek 
için uygulanan bir tekniktir. Akuatinta yapmak için önce üzeri gayet iyi 
perdahlı çinko ya da bakır bir plaka alınır. Bu plâkanın üzerine çok 
ince dövülmüş reçine tozu, istenilen tonu elde etmeye yeterli bir 
tabaka halinde elenir. Bundan sonra hafif ateşe gösterilen reçine, 
plaka yüzeyine yapışır. Bu işlemin ardından plaka, ara tonlu olması 
istenilen yerler hariç klişe asfaltı ile kapatılarak bir kısım nitrik 
asit, sekiz kısım su karışımı sulu asit içine batırılır. Asit, reçine 
yapışmamış ince kısımlardan metale girerek oyar. Böylece çok 
ince delikli bir yüzey meydana gelir. Bu işlemden sonra madeni 
plaka terebentin içine batırılarak yıkanır. Plaka üstünde asitin 
oluşturduğu deliklere baskı mürekkebi yedirilerek plağın yüzeyi 
temizce silinir. Sonra üzerine su ile tavlanmış baskı kâğıdı 
konularak pres makinesinde (gravür presi) basılır. Akuatinta 
çağımızda çok kullanılan bir grafik baskı tekniğidir. Özellikle 
ressamlar bu alanda ilgi çekici çalışmalar yapmaktadırlar.   
1. Bakır üzerine yapılan bir  çeşit resim. 2. 18.yüz resim kalıbı tekniği. 
Suluboya resimleri  andıran bir görünüş    meydana getirir.

Akuafortist  [(m) Frs. Aquafortiste] Kezzapla çalışan  oymacı.

Akunint  (İng. Aquatint)  Bir kazı resim tekniği. Bakır  levhanın 
asitle aşındırılması yöntemiyle yapılır.

Akvarel (Fr. aquarelle; Alm. Aquarellmalerei) – 1.Saydam suluboya 
katmanlarıyla yapılmış resim.  2. Suluboya. Suluboya resim.

Akvarelist     [(m et f) Frs.. Aquarelliste.] Suluboya   resimcisi.

Akyunak, Nihat  Türk ressamı (Tokat 1922 İstanbul 1986). 
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitiren (1946) Nihat 
Akyunak genellikle gölgeli desen ve suluboya tekniğini kullanmasıyla tanınır.

Alantar, Erdal  Türk ressamı (İstanbul 1930). İstanbul Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisini bitiren Erdal Alantar, Bir tür 
konstrüktivzm ve kübizmden daha soyut bir anlayışa yönelip, 
desen ve çizgiden çok, içgüdüye dayanan renk lekeleriyle lirik ve 
coşkun eserler vermesiyle tanınır.

Alberts, Josef  Alman asıllı ABD’li ressam (Bottrap, Almanya 
1888 New Haven, Connectiuc 1970). Non figüratif resimde renk 
ve ışık anlayışındaki araştırmalarıyla tanınır. Dörtgenlere saygı 
isimli tablosunda geometrik bir düzlem içinde ışık ve renk ilişkileri 
ilgili denemeleri dikkati çeker.

Alımsallık  (ing. frontality) sanat yapıtında insan vücudunun  
ve  özellikle  de, omuzdan  yukarısıyla başın tam ön cepheden 
betimlenmesi  durumu.

Alambikaj [Frs. Alambiquage  (m)Üslupta aşırı bir incelik.

Al  Parlak kırmızı renk.

Ala is. 1.Karışık renkli, çok renkli, alaca .


Alaca  is. (Alm.Bund) 1. Birkaç rengin karışımından oluşan 
renk 2. İki veya daha   çok renkli. Birbirini tutmayan renklerin 
yan yana ya da üst üste gelişiyle insanın gözünü alan, cicili 
bicili etkisi olan resimlere denir.

Alacalamak   (i) Renk renk, benek benek boyamak.

Alacalı      s. Alaca, rengârenk.

Alacalı bulacalı   Çok karışık ve çiğ renkli, alaca bulaca.

Alafranga    s. [(alâ fra’nga) İtly. Alla franca ] Frenk tarzında.

Alan    is. 1. Düz, açık ve geniş yer, 2. mec. 
Bir konu   ve çalışma çevresi.

Alâmet    is. (alâmet) Arb. àlâmet 1. Belirti, işaret, iz, nişan 
2. büyüklük, irilik bakımından şaşılacak  durumda olan şey.

Alambikuage ((m) Frs.) Üslupta aşırı incelik.

Alaturka   s. [(alatu’rka) itly. Alla turca] 1. Eski Türk  görenek, 
âdet ve hayatına uygun. 2. Türksel. 3. Doğusal.

Alaturkalık Türksellik 2. Doğusallık.

Albeni ( Os. Cazibe) Sevimlilik, beğenilme ve çekim anlamına gelir. 
Güzel yüz, güzel eşya, güzel tablolar hakkında kullanılır.

Albercht Dürer (1471-1528) Alman ressam. Öçü, oran ve 
artisitik teori üzerine yazılar yazmıştır.İtalyan Rönesansı’nın 
biçimleri, kaynaklarından birisi olmuştur.

Albüm    is. (Frs. Albume) 1. Resmi saklamaya yarayan bir 
tür defter. 2. Fotoğraf, kartpostal, pul gibi şeyleri koyarak koleksiyon 
yapmak veya korumak için kullanılan ciltli ve bir çok sahifeleri olan boş defter.

Alçak Kabartma 1. Rölyef. 2. Bir yüzey üzerinde en ve boya 
göre yüksekliği olan kabartma heykel ve resimlere denir.

Alçı is. Alçı taşının pişirilip toz durumuna getirilmesinden 
elde edilen  madde.
Aldanmak Görünene kapılarak yanlış yargıda bulunmak, 
yanılmak. Yanılsamak. Güneşin büyüklüğünü    gördüğümüz 
gibi yorumlarsak onun  bir  tepsi kadar küçük olduğunu kabul 
etmemiz   gerekir ki  bu aldanma olur.

Aldatıcı  Yanıltıcı, kandırıcı.

Alem  Evren, kâinat.

Alemşümûl  Evrensel.

Alfred Sisley (1839-1899) İngiliz asıllı bir Fransız empresyonist 
ressamdır. Daha çok doğa görünümleri yapmıştır.

Algı   Her tür gerçekliğin duyu organları aracılığıyla alınıp zihinde 
bilgiye dönüşmesi işlemi. Bir sanat yapıtının yorumlanması onun 
önce algılanmasını gerektirir. Algının da sanat eğitiminde büyük 
rolü olduğu kesindir. Algı daha iyi görme, ayrımsamalar yapma, 
bağlantılar kurma yeteneğidir . Yani ayırt etme olayıdır. Algılama, 
duyularla farkına varma ve akıl yoluyla bilgi almadır. Sanat eğitiminde 
üzerimize düşen görev ise açık algıyı geliştirme olmalıdır. Açık görüş, 
kapsamlı görüştür. Yaşam görme ile başlar. Ama yüreğimizle görmeliyiz. 
Aynı zamanda görmeyi de bilmek gerekir. Bu da eğitim yoluyla olur. 
Sanatta görmek seçim olayıdır. Duyu organları yardımıyla çevredeki 
objelerin, fark edilmesini, olayların açıklamasını içeren bir bilgi alma 
süreci sonunda ortaya çıkan psikolojik bir olgudur. Algı bir uyarıcı 
nedeniyle ortaya çıkar. Bir objeyi gördüğümüzde onun görsel 
algısını elde ederiz. Algılama insanın var oluşunun kültürel ve 
bireysel varlığına dayanmaktadır. İnsan dış dünyayı duyuları 
( 5 duyu organı ) ile ve bunların algı haline gelmesi sonucu tanır. 
Algının temel özellikleri: Algılama bireyden bireye değişen bir 
olgudur. Algılamada deneyim önemli bir rol oynar. Algılamada 
insan çevreden amaçlarına uygun bilgi almaktadır. Algılama davranışı 
yönlendirir, eylem için bir uyarıcıdır. Kısaca algılama, belirli bir 
deneyim kazanmış, önceden bilgi birikimi olan bireyin sinir sisteminin 
ani tepkisi olarak düşünülebilir. Ayrıntıyı görebilme, fark etme; algıyı 
artırmak için,onu bütünleyen, tamamlayan etkinlik ayrıntıyı fark etmedir. 
Görsel not almada hız ve doğruluk, her bireyin geliştirilmesi gereken 
bir beceri olmasına karşın, en yetenekli birey için bile zaman, sınırlama 
getirmektedir. Bilginin bir çok seviyesinin bilincinde olunduğu zaman 
neye önem vermek gerekiyorsa , o bilgi konusunda yoğunlaşabilir; 
bu şekilde davranarak ayrıntıyı fark etme için uygulama yapılır. Ayrıntıyı 
fark etme bir takım işaretlerle de ifade edilebilmektedir. Hayal gücünün 
geliştirilmesi; gözleme dayalı tasarıma yönelik düşünmeye doğru 
ilerlemek için hayal gücünün geliştirilmesi gerekmektedir. Çünkü yaratıcı 
bir tasarımcı için en önemli araç, hayal gücünün gelişmesine katkıda
bulunan görsel hafızadır. Birey, görsel hafızanın zengin bir koleksiyonuna 
sahip olmalıdır. Hafızanın zenginliği iyi gelişmiş ve etkin bir görsel 
algılamaya dayanmaktadır. Görsel imaj toplamanın ve algılamayı 
bilinçli hale getirmenin en kolay yolu görsel not tutmadır. Görsel 
eğitim sonucu gelişen ( görsel keskinlik ve ifade kazanan, görsel 
analizi öğrenen, gözlem yapan, doğru algılayan, ayrıntıyı fark eden, 
hayal gücünü geliştiren) birey çalışmalarını iyi bir kompozisyonla ifadelendirir.

Alika Osmanlıca’da tromp ve pandantif gibi geçiş öğelerinin genel adı.
Ali Avni Çelebi  (19041993) 1904 yılında doğdu. Babasının 
teşfikiyle Sanayi Nefise mektebine girdi. Burada Hikmet ONAT’ın
ve İbrahim ÇALLI’nın öğrencisi oldu. 1922’de kendi olanaklarıyla 
Münih’e giderek Hans HOFFMAN’ın yanında çalıştı. Bir süre 
Hoffman’la çalışmalarını sürdüren Çelebi 1927 yılında yurda döndü 
ve resim öğretmenliğine başladı. Bu sırada “Müstakil Ressamlar 
ve Heykeltraşlar Birliği” ni kurdu(1927). Askerlik görevinden sonra 
tekrar Hoffman’ın yanına giden Çelebi 1932 yılında yurda döndü ve 
Güzel Sanatlar Akademisi’nde akşam kurslarına öğretmen oldu. 
Resim anlayışında çıkan uyumsuzluk dolayısıyla buradan ayrıldı 
ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde çalışmaya başladı. 
1938’de Leopald Levy Güzel Sanatlar Akademisinde göreve başlayınca, 
okula geri dönerek Levy’in asistanı oldu. Daha sonra Feyhaman Duran’ın 
atölyesine geçti. 1968 yılında Güzel Sanatlar Akademisinden emekli olan 
Çelebiyi 1993 yılında kaybettik.

Ali Cemal  (18811941) 1881’de Beyrut’ta doğmuştur. 1901’de Harbiyeden 
1906’da Sanyii Nefise Mektebinden mezun olan Ali Cemal uzun süre 
Akşam gazetesinin ressamlığını yapmıştır. 1. Dünya Savaşı yıllarında 
Sami Yetik, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail, Avni Livij, 
Sami Boyer ile birlikte Şişli’de Enver Paşa tarafından kurulan 
bir atölyede savaş resimleri yapan sanatçılarımızdan birisidir. 
Resimlerinde özellikle Portre, Peyzaj ve Natürmortlarında üstün 
başarı gösteren Ali Cemal 1941 yılında İstanbul’da ölmüştür.

Ali Düzgün  1954 yılında Elazığ'da doğdu. İlk ve orta
öğrenimini Elazığ'da, İlköğretmen okulunu Tunceli'de bitirdi.
5 yıl ilkokul öğretmenliğinden sonra, 1977'de Ankara Gazi
Eğitim Enstitüsü Resimiş Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1980'de
aynı Bölüme Öğretim Görevlisi ve Müdür Yardımcısı olarak atandı.
Ankara'da değişik orta dereceli okul ve liselerde resim öğretmenliği
yaptı. 1987'de Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim-iş
Eğitim Bölümünde Lisans Eğitimini tamamladı. Aynı yıl içerisinde
Resim-iş Eğitimi bölümüne öğretim görevlisi olarak atandı. 1994
yılına kadar bu görevine devam etti. 1989'da ''Sanatta Yeterlilik'' aldı.
1990'da Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Mastır
Eğitimini tamamladı. 1990'da aynı Enstitüde Doktora çalışmalarına
başladı. ''Geleneksel Türk Resim Sanatında Kimlik Arayışı'' konulu
doktora tez çalışmalarını Prof.Dr. Beyhan KARAMAĞARALI
danışmanlığında başarıyla tamamladı.19942002 tarihleri arasında
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar
Eğitimi Bölüm Başkanı olarak görev yaptı. 199598 yılları arasında
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Yardımcısı olarak
görev yaptı. Birçok kişisel resim sergisi açtı. Yüzlerce karma resim
sergisine katıldı. Kültür Bakanlığı başta olmak üzere yurt içi ve yurt
dışı resmi ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Kısa adı
GESAM olan (Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği)
yönetim kurulunda görev aldı. Birçok ödül ve mansiyonları vardır.

Ali Hadi Bara  (19061971) 9 Eylül 1906’da Tahranda doğdu. 1923 
yılında Sanayii Mektebi Alisine kaydolan Sanatçı bir ay sonraburadan 
kaydını almıştır. Okulu bırakan Bara Fransızların elinde bulunan 
demiryollarına memur olarak girdi. Bu görevini 3 yıl sürdürdükten 
sonra 1925 yılında sınavları başararak tekrar Akademiye kaydoldu. 
1927 yılında açılan Avrupa bursu yarışmasını kazanarak Paris’e gitti. 
Öne Akademi’e julian’da Bouchard’dan daha sonra da o yıllarda 
geniş ün sahibi olan Despiau’dan özel dersler aldı. 1930’da yurda 
döndü. Bir süre kütüphane memurluğu yaptıktan sonra 1932 yılında 
heykel öğretmenliğine başladı. Paris’e gidisine kadar figüre ve doğaya 
bağlı kalan sanatçı Avrupa’da görmüş olduğu non figüratif sanat 
anlayışından oldukça etkilenmiş ve yurda döndükten sonra figüratif 
çalışma yapmamıştır. 1950 yılında tekrar Akedemide göreve başlayan 
sanatçı 30 Ağustos 1971 yılında vefaat etmiştir.

Ali Rıza, Hoca  Türk ressamı (İstanbul 1864 ay.y. 1930). Osmanlı 
Ressamları Cemiyeti’nin başkanlığını yapan Hoca Ali Rıza genellikle 
manzara resimleri ile tanınır. Tekniği, doğaya bakışı ve yansıtışı ile 
kendine özgü özellikler gösterir. 1858  yılında Üsküdar da doğan 
Ali Rıza ilk resim derslerini Osman Nuri Paşa , Süleyman Seyyit 
ve Kez’den almıştır. 1884 yılında Teğmen olarak Harbiyeden mezun 
olduktan sonra bu yüksek okulda resim öğretmenliği yardımcılığına 
getirilmiştir. Sağlık sorunu nedeni ile yurt dışına resim eğitimi için 
gidememiştir. 1910 yılında Yarbaylıktan emekliye ayrılan sanatçı 
askeri okullardan başka Darülşaffaka, Kız Sanayii Nefise Çamlıca, 
Üsküdar ve Ameli Hayat Kız okullarında 47 yıl resim hocalığı 
yapmış ve pek çok öğrenci yetiştirilmiştir. 1930 yılında vefaat 
eden sanatçının yalnızca Milli Kütüphane kolleksiyonlarında 
300’ün üzerinde eser bırakması onun sanat gücünü ortaya koyması 
açısından önemlidir.

Alizarin  is. ((Frs. Alizarine.) Arb.usare’den) 1. Kök boyası, 
kök kırmızısı. 2. Vişne çürüğüne yakın koyu kırmızı renk.

Alla prima   Resmi, tuval üzerine, önceden herhangi bir eskiz 
çizmeden, bir defada renklerle yapılıp bitirilme tekniği. 
19.yüzyıldan sonra yaygınlaşmıştır.

Allegori, Alegori  (Frs. Allégorie (f) Os. Timsal) 1. Bir düşüncenin 
veya kavramın figüratif sembollerle bir resim ya  da bir varlıkla ifade 
edilmesi, istiare 2.   Ölüm,  zaman gibi soyut fikirleri  ifade eden resim 
ya da heykel. Örneğin gözü bağlı,  elinde terazi tutan kız figürünün 
“adalet” kavramının allegorisi oluşu gibi. 3. Bir öykü, bir düşünce 
ya da kavramın figüratif bir simge halinde betimlenişi. Bir sanat 
yapıtında bir düşüncenin bir eğretilmeyle anlatılması. Resim sanatında 
kullanılan alegoride, olaylar açıkça söylenmek yerine, geliştirilmiş 
eğretilemelerle izleyiciye sezdirilmeye çalışılır. Herhangi bir soyut 
kavram, kişileştirilerek canlandırılır. Örnek olarak ölüm, resimde alegorik 
olarak; elinde tırpan tutan iskelet figürü ile canlandırılmıştır.

Allegorik (Frs. Allégorique (Adj)) Allegoriye ait, allegoriyi temsil  eden.

Allegorikman (Frs. Allégoriquement (Adv)) Allegorik bir şekilde, 
temsili istiare yoluyla.

Allegorizasyon (Frs. Allégorisation  (f)) Temsili resim

Alüme (Frs. Allumé,e    (Adj)) Parlak kırmızı renk.

Allumé (un coloris) Parlak bir renk.

Altamira   Sanat tarihi kaynak kitaplarında sık sık adı  geçen 
bizon  resminin ilk defa bulunduğu İspanya’nın kuzey kesiminde 
yer alan bir mağaranın adı.

Atlan, Özdemir  Türk Ressamı (Konya 1931). İstanbul Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisini Bitiren (1956) Özdemir Atlan 
serbest ressam ve matbaacı olarak çalıştı.

Alt boya     1. Bir resmin üzerinde düzen, ton ve modelaj 
öğelerini  kapsayan ilk boya hazırlığı. Bu çalışma, renklerin 
sonuca  ulaşan  kullanımıyla tamamlanır. 2. Bir yağlı boya resmin 
oluşumu sırasında, yapılan hazırlık niteliğinde ilk çalışma. Bu 
çalışma ile resim kompozisyon açısından tamamlanmış olur. 
Sonraki çalışmalar ayrıntıların netleştirilmesi için yapılır. 
3. Alt organizasyon. Beyaz tuvalin hazırlanmasında, değişik 
tonları arttırmak için, eşitsizlikle serpiştirilmiş renk tonlarıdır.

Alt boyama (Fr. couche; Alm. Untermalung): Yağlıboya ve 
tempera resimlerde dayanıklılığı artırmak için, resme başlamadan önce sürülme.

Alternatif is.[ Frs. Alternatif] 1 Seçilebilecek bir başka  yol  2. Yöntem, seçenek.

Altı Serbestlik Düzeyi  Sanal gerçeklik (Virtual reality) sistemlerinde, 
algılayıcıyla ölçülebilen konum ve döndürme girişlerinin kısa adı. 
Dikey, yatay ve sağa döndürmenin yanı sıra, tipik kartezyen 
(X,Y,Z) uzamsal koordinatları da kapsar. Daha çok biligsayarlı 
grafikte karşılaşılır. 

Altın Oran (İng.Golden Section)  Sanatta uyum ve oranlandırma 
açısından en yetkin boyutları verdiği varsayılan düzen bağıntısı. 
Altın oran için en genel formül şudur: Bir doğru parçası öyle 
iki parçaya ayrılmalıdır ki, küçük parçanın bütüne oranına eşit 
olsun. Bu durumda yaklaşık % 61,8 değeri bulunur. Rönesans 
döneminde çok ciddiye alınmıştır. Romalı mimar Vitruvius’un 
tanımladığı klasik ölçü sistemi, Evrensel uyum ve estetik erdemin 
bu ölçüye bağlı olduğu   ileri sürülür. Altın   orana uygun olarak 
ikiye bölünmüş bir çizgide küçük kısmın büyük kısma oranı,   
büyük kısmın bütüne   oranına eşittir.

Altınok, İsmail  Türk ressamı (Bursa 1920). Ankara Gazi Eğitim 
Enstitüsünü bitirdi. Anadolu’yu konu alan figürlü görünler, 
başarılı eserleri arasnıda yer alır.

Altıntaş, Osman  Türk Ressamı (Trabzon 1954). Ankara Gazi 
Eğitim Enstitüsünü bitirdi. Soyutlama çalışmalarıyla tanınır.

Altıntaş, Yurdaer  Türk ressamı (İstanbul 1935). İstanbul Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisi Grafik bölümünü bitirdi. Özellikle 
grafik ve afiş çalışmalarıyla tanınır.

Altın Varak Çekiçle döğüle döğüle gayet ince bir sigara 
kâğıdı haline getirilen altın.Türk minyatür resim sanatında, 
tezhip ve yaldız işlerinde kullanılır.     

Altlık   Desen çizerken kâğıdın altına konulan tahta duralit. 
Boyutlar, üzerinde çalışılacak kâğıdın   ebadına göre değişebilir.

Amaç  is. 1 Erişilmek istenen sonuç 2 Gaye 3Hedef.

Amarant (Frs. Amarante (Adj)) Mor kırmızısı.

Amaset (Frs.Amassette (f)) Ressamların kullandıkları boya  bıçağı. (Boya karıştırmak için)

Amatir  Frs. (v) Donuklaştırmak, matlaştırmak.

Amatör (İng. Amateur) 1. Bir sanatı sürekli bir uğraş ya da 
meslek olarak değil, onunla yalnız zevk için ilgilenip ürünler 
veren kişi. 2. Bir sanatı seven ve onu kendisine bir meslek 
edinmeksizin yalnız zevk için yapan heveslilere verilen 
isimdir. Bir işte uzman olmayarak çalışan veya merak ettiği 
sanat eserini gelişigüzel toplayan ve koleksiyon yapanlara da denir.

Ambü (Frs. Embu, e (Adj)) 1. Soluk, solmuş 2. (m) Renkleri 
solmuş bir tablonun donuklaşmış hali.

Ambrüm (Frs. Embrumer (v)) Süslendirmek, karartmak.

Ambre  (Frs. (Adj) Altın sarısı renkte. Akamber.

Amblem (Frs. Emblème (m)) 1. Simge, sembol. 2. kısa yoldan 
tanıtım amaçlı simgesel grafik tasrıma dayalı yazı resim gibi özel biçimler.

Amerikan Scene (İng. American Scene) Amerikan sanatında 
19. yy. ortalarından 20.yy. ortalarına kadar uzanan dönemde 
görülen bir eğilim. Temel özelliği Amerikan yaşamını ve 
ABD’ne özgü manzaraları konu alarak seçmesidir. 
Resim tekniği açısından bir özellik taşımaz.

Ambünir (Frs. Embrunir (v)) Çok koyu renk vermek.

Ambrjon (Frs.Ambre jaune)  Kehribar.

Amedeo Modigliani (1884-1920) İtalyan-Yahudi asıllı ressam. 
Başlanıçta Lautrec’ten etkilenmiştir. 1910’dan İtalyan geleneği 
üzerine eserler vermiştir.

Amfora (İs. Fr. Amphore) İki kulplu, dibi sivri, dar 
boyunlu, karnı geniş testi.

Amiens Okulu (İng. School of Amiens) Flandr sanatıyla yakın 
üslup özellikleri gösteren, 15.yy’da gelişmiş bir Fransız resim okulu.

Amor (Latince) Resim ve heykellerde kanatlı bir çocuk 
suretinde yapılan aşk tasviri. Ressam Rubens’in tasvir ettiği 
amor tabloları ünlüdür.

Amoralizm (Frs.. Amoralisme) Ahlâk dışıcılık, töre   dışıcılık.

Amors (Frs..Amorce (f)) Taslak, başlangıç.

Amorse (Frs. Amorcer (v)) Girişmek,başlamak.

Amorf (Frs.. Amorphe (Adj)) 1.Biçimi olmayan, biçimsiz 
2.Gevşek, istemsiz, kişiliksiz. 3. Açık olmayan anlatım, şekilsiz, belirsiz ölçülerde.

Ampir (Frs. Empire) Fransız lider Napolyon döneminde Fransa’da 
ve Avrupa’da yayılmış     olan mobilya, giyim v.b. üslûbu.

Ampirik (Frs. Empirique) Bir kurama değil de yalnızca deneye, gözleme dayanan.

Ampirist (Frs. Empiriste) Fels. Deneyci.

Ampirizm (Frs. Empirisme) Fels. Deneycilik.

Ampatman (Frs. Empâtement (m)) Yağlıboya resimde kalın boya tabakası.

Ampate (Frs. Empâter (v)) Üst boya vurarak kabartmak.

Ampourpre (Frs. Empourprer (v)) Kırmızıya boyamak, kızıllaştırmak.

Ana Eser Klasik eserler anlamında kullananlar vardır.

Ana Motif Bir sanat eseri üzerinde sık sık tekrarlanarak ona özellik kazandıran motif.

Anaglif (Frs. Anaglyphe İng. Anaglypha (m)) 1.Kabartma şeklinde 
yapılmış eser 2. Kabartma resim. 3. Grekçe “Anaglyphos” sözcüğünden 
kaynaklanmaktadır. Vazo üzerinde ya da frizlerde yer alan oyma resim veya 
yazıya benzer bezeme anlamına gelir.

Anagrif (İng. Anaglpha) Grekçe “Anaglyphos” sözcüğünden 
kaynaklanmaktadır. Vazo üzerinde ya da frizlerde yer alan oyma resim 
veya yazıya benzer bezeme anlamına gelir.

Analitik (s. Fr. Anlytique) Çözümlemeli.

Analitik Kübizm (İng. Analytical cubism) Kübizm yaklaşık olarak 
1907’den 1912’ye kadar süren ilk dönemi. Büyük ölçüde ünlü 
ressam Paul Cezanne’ın doğayı geometrik biçimlere  indirgenmiş 
biçimde betimlemeyi ön gören anlayışı doğrultusunda çalışmıştır. 
Doğal biçimlere silindir, küre, koni, prizma gibi temel geometrik 
biçimlere ya da biçim bileşimlerine sahipmişçesine düşünülüp, 
resim düzlemi üzerinde bu anlayışla betimlenmiştir.

Ana renkler 1. Asal renkler. 2. Kendileri karışımla bir başka 
rengi doğurma özelliğine sahip renklerdir. Ör. Sarı, kırmızı, 
Mavi renkler ana renklerdir. 3. (Coloreus fondemantales) Renk 
çemberinde eşit uzaklıklarla dağılmış üç renk grubu. Temel renkler. 
Renk karışımlarıyla elde edilemeyen gök kuşağındaki üç renk. 
Diğer renklere esas olan ve onları doğuran renkler.

Ana Model Bir esere örnek olan esas ve ilk model.

Anamorfik Mercek – Film çekiminde, kameraya gelen ışık 
ışınlarını yatay oalarak sıkıştıran bercek. Sinemaskop türü geniş 
açılı film formatlarında kullanılır.

Anamorfik İzdüşüm  Belirli ve tek bir izleme konumu olan 
perspektif izdüşümü. Sunulan görüntü, ancak bu konumdan 
bakıldığında gerçek biçmi ile görünebilir.En tanınmış anamorfik 
gösterim örneği, Hans Holbein the Younger’ın (14971543) 
The Ammassadors (Elçiler) adlı tablosudur. Tablonun alt kesiminin 
ortasında duran görüntü, yalnızca tabloya sağ alttan ve biraz 
uzaktan bakıldığında anlaşılabilir.

Anamorfoz (İng. Anamarphosis. Frs. Anamorphose (f)) 1. Biçimsiz görünüş. 
2. Avrupa resim sanatında görülen bir resim türü. Resmettiği figürü, 
ancak belirli bir açıdan ve aynaya tutularak bakıldığında gerçek oranlarda 
görmek olanaklıdır. Bakış açısına dik konumda, yani normal biçimde 
seyredilirse, yalnızca, deformasyona uğramış bir resim olarak görülür. 
İlk örnekleriyle Leonardo Da Vinci’nin notlarında karşılaşılır. 3. Bir optik 
sistemin, görüntüsü verdiği cismin yatay ve düşey boyutlarını farklı 
büyütmesiyle ortaya çıkan olay. Anamorfoz, Rönesans sanatında perspektifin 
yeniden bulunması sırasında bir merak ya da oyun, optik bir yanılsama 
olarak ortaya çıkmış “anamorfoz” terimi, ilk olarak 17. yy’da ortaya atılmıştır. 
Leonardo da Vinci, anamorfozu ilk deneyen kişi olmamakla birlikte, 
1470 yıllarında anamorf çizimler yapmıştır.

Anât Aynı rengin çeşitli fark dereceleri ve ayrıntıları.

Anatomi (Frs. Anatomie´ İng. Anatomy (f))  1. Vücut yapısı, gövde   yapısı 
2  Bir şeyin oluşumunda göze çarpan özel yapı 3 Genel olarak anatomi, 
çıplak gözle görülebilecek yapıların incelenmeyle ilgilenir. İnsan vücudun 
meydana getiren kemik ve kas sistemlerini   araştırma ve  inceleme bilimi. 
Ressamlar  genellikle figür çalışmalarına temel olarak  anatomi etütleri ve 
eskizleri yaparlar. Tabiatta mevcut tüm yatay, dikey, helezonik  gibi çizgiler 
insan vücudunda bulunduğu görüşünden hareket edilerek insan anatomisini  
öğrenmek, bilmek tabiatta mevcut tüm çizgileri  bilmek, öğrenmek  demektir. 
Leonardo da Vinci, Michelangelo gibi resim sanatı tarihinde önemli yerleri  
olan ressamların anatomi etütleri çok  ünlüdür. 4. Sanat Anatomisi 
Anatomi kelimesi Yunanca (ana= bir yandan öbür yana) ve (tomi=kesim) 
sözlerinden alınmıştır. Vücudu keserek çeşitli bölümlerini araştırma bilimine 
denilmiştir. Sanat anatomisi ise yalnız vücudun hareketiyle meydana gelen 
dış biçimlerini oluşturan uzuvların incelenmesidir. Rönesans döneminin 
sanatçıları yaptıkları insan resimleri için genellikle bir anatomistin bilgisine 
başvururlardı. Anatomi bilmek bir ressam ve heykeltıraş için gereklidir.

Ana sav  is. İleri sürülerek savunulan düşüncelerin en belli başlı olanı.

Andrea Mantegna (1431-1506) İtalyan ressam. Donetellonun etkisi 
altında kaldığı bazı resimlerinden anlaşılmaktadır. Dekorasyon amaçlı 
resimler yapmıştır. Madonna ve azizler, Parnas dağı, Sezar’ın Zaferi 
başlıca eserleri arasında yer alır.
Andre Derain  (1880 1954) Çalışmaları ile Fovist akım içerisine 
yerleştirlebilecek Fransız ressam ve heykeltıraş.

Angaje (Frs.Engage) Bağlanmak, bir şeye bağlanmak.

Anıştırma     Çağrıştırma, telmih.

Anıt     is. Abide, sembolik yapı.

Anıtsal    1. Abidevî. 2. görkemli. 3. büyük boyutlu eserleri tanımlamak için kullanılır.

Anif (anîf. İng. Rigid.) sert, Kaba.

Anilin boya (İng. Aniline paint) Petrolden damıtılarak elde edilen
bir tür boya. Genellikle ahşabın renklendirilmesi için kullanılır.

Animalier  Hayvan resimleri yapan ressam veya hayvan 
heykellerini  yapan heykeltıraş.
Animatik   Canlı Resim.  Video ya da filmde, çekim öncesi 
taslakta canlı eylemin uygulanabilirliğini sınamada kullanılan 
canlandırma resimleri. Reklamcılıkta konsept etkinliğini 
denemek için yaygın kullanılır.

Animasyon  Canlandırma. Saniyede 15 kareden çok saydam 
resmin art arda görüntülenmesiyle oluşan kesintisiz hareket yanılsaması.

Ankadrman (Frs. Encadrement (m)) 1. Çerçeveleme. 2. Çerçeve.

Ankadre (Encadrer (v) ) Çerçevelemek.

Ankadrör (Frs. Encadreur (m)) Çerçeveci.

Ankolle (Frs. Encoller (v)) Tutkallamak.

Ankostik (ing. Encoustic painting) Boyar maddenin Erimiş balmumuyla 
karıştırılarak resim yapımında kullanılması tekniği. Bal mumlu boyanın 
yüzeye tespiti bir ütü ya da benzeri bir araçla ısı uygulaması sonucu 
sağlanır. Özellikle eski yunanlılarca uygulanan bir renkli resim 
yöntemidir ki bu teknikte boyalar sıcak bir halde balmumu içinde 
eritildikten sonra sıcak olarak sürülmek suretiyle kullanılırdı. Resim 
yapılacağı zaman bu boyalar sıcak bir boya paleti üzerine konarak eritilir 
ve sulandırılarak kolaylıkla sürülürdü. Mumlu boyalar soğuduğu zaman 
katılaşır. Bununla çok belirgin renkler elde edilir. Boyayı yaymak için 
koter denilen bir demir ısıtılarak resmin üzerine sürülür. Buna mumlu resim de denir.

Anlam 1. Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan 
anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, 
fehva, valör. 2. mantık  Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin 
veya eserin anlatmak istediği şey.

Anlatım (İng. Expression) – Bir sanatçının algıladığı sanat dışı 
gerçekliği bir sanat yapıtında somutlaştırması ve sanatsal gerçekliğe 
dönüştürmesi işlemi.

Anlayış Sanatta “anlayış” bir üslup ve akımın sınırını aşacak 
derecede genel ve yaygın bazı sanatsal tutum ve davranışlar için kullanılır.

Anlatımcı  s. ve is. (edb.) Hikayeci.

Anlümine (Frs. Enluminer (v) ]) Canlı renklerle boyamak. Canlı bir renk vermek.

Anlüminör (Frs. Enlumineur, euse (m et f)) Süsleme sanatçısı.

Anlüminür (Frs. Enluminure (f)) 1. Süsleme sanatı,tezhip sanatı 
2. Yüzü koyu renk  boyanması 3. Bir kitabın basma resimleri.

Anonim (İng.Anonymous) – Sanat tarihinde sanatçısı bilinmeyen 
yapıtlar için kullanılır. Özellikle halk sanatı ürünleri anonim niteliktedir.

Antraciate   (Adj) Koyu gri renk.

Antrakinon (Frs. Anthraquinonne (v)) Boya yapımında kullanılan, 
antrasen çıkarılan uçucu  bir gaz.

Ansamble (Frs. Ensemblier (m)) Döşem mimarı, ressamı.

Anons (is. Frs. Annonce.) Duyuru, duyurma.

Antagonizma (is. Frs. Antagonisme)  Tezat.

Antidemokratik (s. Frs. anti démocratique <  Yun .Anti. karşı, 
demos. halk, kratos. iktidar.) Demokrasiye  aykırı olan.

Antik(is. ve s. Frs.. Antique) 1. İlk çağdaki uygarlıklarla, özellikle 
eski Yunan ve Roma uygarlıkları ile ilgili olan. 2. Eski. 3. Primitif.

Antika (İtly. Antica İng. Antique) 1. Eski tarihi eser veya eşya  
2. Antik. 3. Eski çağ  ya da uygarlıklardan kalma kültürel ve sanatsal 
değer taşıyan, taşınabilir boyutta obje.

Antika Koleksiyonculuğu   Eski nesnelerin çeşitli amaçlarla 
toplanması. Antika koleksiyonculuğu, eski nesnelerin, güzelliklerinin 
yanı sırai tarihsel önemleri için de toplanmaya başladıkları 
19. yy başından bu yana önemli bir uğraştır.

Antika Koleksiyoncuları   Eski nesnelerin çeşitli amaçlarla 
toplayan insanlar. Antika koleksiyoncuları, eski nesnelerin, güzelliklerinin 
yanı sırai tarihsel önemleri için de toplanmaya başladıkları 
19. yy başından bu yana önemli bir uğraştır.  Çağdaş koleksiyoncular, 
süsleyici değeri olan ve günümüzde üretilmeyen çok sayıda ve 
birbirinden farklı nesneleri toplayan, ilgi alanları değişik kişilerdir. 
Özellikle Resim ve heykel koleksiyoncuları bu eserleri satın alarak 
sanatçıları teşvik etmekte ve geçmişe yönelik eserleri koruma 
altına almaktadırlar.

Antikacı    is. ve s. Tarihi ya da Eski eser ve eşya satıcısı.

Antik çağ   is. Tar. 1 Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının gelişip 
yayıldığı çağ 2. s. Bu çağa özgü olan    3. Eski çağ.

Antikite (Frs.. Aniquité is. İng. Antiquity) 1. Tarihte ilk çağ 
2.Antik devir, antik çağ 3. Eski çağ. 4. Yaklaşık olarak M.Ö. 
6. yy. ile M.S. 3.yy. arasında kalan döneme antik çağ da denir. 
Bu dönemde varlığını sürdürmüş tüm uygarlıklar için değil sadece 
Yunan ve Roma için kullananlar da vardır.

Antione Watteau (1684-1721) Fransız ressam. Son resimlerinde 
realist biçimlere rastlanır. Féte galante (Bkz. Féte Galante) türü resimler yapmıştır.

Antinomi (Frs. Antinomie) Çatışkı.

Antipati (Frs.Antipathie < Yun.) anti. karşı, pathos. duyulan şey. 
1. Sevimsiz, soğukluk 2. karşıt duygu.

Antipatik (Frs.. Antipathique) Sevimsiz, soğuk.

Antitez (Frs.. Antithese) Karşı sav.

Antropomorfizm (İng. Anthropomorghsm) Sanatta tanrıları i
nsan biçiminde betimleme anlayışı.

Antropoloji (Frs.. Anthropologie < Yun.) Anthropos.insan, 
logos konu. İnsan köklerini, evrimini biyolojik özelliklerini,
toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim, insanbilim.

Anubis  Mısır piramitleirnde duvar duvar resimlerinde yer alan 
Çakal başlı insan figürü. Eski Mısır tanrısı.

Apötittuş (Frs.A petites touches)  Küçük fırça vuruşlarıyla Resim yapma

Aplat   (m) 1. Düz renk. 2. Yassı, rölyefsiz, hacimsiz renk.

Aplik, ği (Frs. Applique. İng. Applique) Duvar şamdanı, duvar lambası.

Aplike (Frs.. Appliqué. İng. Applique) Düz ve desenli kumaş.

Aplike yöntemi (İng. Applique) Seramiğin bezemesinde kullanılan bir yöntem.

Apollan Eski Yunan ve Romalılarda güzel sanatlar, güneş ve ışık tanrısıdır.

Apretör  Apretöz (Frs. Apprêteur (euse) (f et m)) Cam resimcisi.

Appüimen (Frs. Appuimain (m)) Ressamların fırça tutan ellerini 
dayadıkları  çubuk,  resim değneği.

Apsid (İng. Apse)  Bir tapınak mekanı içinde doğrultu belirleyen, 
yarım daire planlı ve mihrabı içeren bölüm.

Ar  (İng. Art  is. Frs. Art)) Sanat, hüner, ustalık. 
(L’art Pour L’art=Sanat sanat içindir)

Ara kesit    is. Çizgilerin,   yüzeylerin,   katı cisimlerin birbirine   
rastladıkları  ve kesiştikleri yer.

Ara renk  1. Resim sanatında iki renk arasında yer alan geçiş rengi . 
Kuramsal olarak iki temel renk arasındadır ve onların karışımından 
oluşur . Ör. Turuncu, yeşil, mor ara renklerdir.

Arbaş, Avni  Türk Ressamı (1919). Devlet Güzel Sanatlar 
Akademisi’nde Leopold Levy yönetiminde öğrenim gören
(1940 1947) Avni Arbaş, yurt dışı çalışmalarda bulundu. 
Kendine özgü, doğulu bir biçim geliştirdi. Gerek konuları, 
gerek ele alınış bakımından ilgi uyandıran “atlılar”, “çocuklar”, 
“deniz görünümleri”, Atatürk resimleri çalıştı.

Arabesk (Arabesque) 1. Geometrik giriftleme. 2. Motifleri birbirine 
girişik ve iç içe geçme olan bezeme tarzına verilen isimdir.

Arda, Fethi  Türk Ressamı (Elazığ 1934). Devlet Güzel Sanatlar 
Akademisini bitiren (1958) Fethi Arda, aynı okulda asistanlık 
yaptı (1965) İtalyan ressam Emilio Vedova ile çalıştı (1966). 
Uzun süre konstrüktivist anlayışı benimseyip, bir ara soyut ve 
anlatımcı eğilimli eserler verdi.

Ardan (Frs. Ardent,e (adj)) Kızıl renk, kula renk.

Ardışık Betimleme (İng. Continuous representation) Resim sanatında 
bir konuyu zaman içindeki akışıyla ardarda dizilmiş sahneler 
içinde betimleme. Çizgi romanın günümüzdeki örneğidir.

Ardİzlenimci Akım (İng. Postİmpressionism) P.Cezanne, 
V. Van Gogh ve P. Gauguin gibi sanatçıların anlayışlarını 
nitelemek için kullanılan bir terim. Hemen hepsi izlenimci 
akım içerisinde değerlendirilecek olan bu sanatçılar, yine de 
biribirlerinden kesin çizgilerle ayrılan bireysel üsluplar geliştirmişlerdir.

Arduvaz (Frs..Ardoisé,e (Adj)) Arduvaz renginde. Koyu gri 
mavi, Kurşun rengi gibi.

Arif Baedii Kaptan  (1906 1979)  1906'da İstanbul'da doğmuştur. 
Deniz Harp Okulu'nu bitirdi. Nazmi Ziya ve Ali çelebi ile uzun süre
 resim çalıştı. 1974'te askerlikten ayrılarak Paaris'e gitti. 1949'a 
kadar Andre Lohote atölyesinde resim çalışmalarını sürdürdü. 
Yurda döndükten sonra çağımızın sanat görüşlerine uygun çalışmalara 
girmiştir. Galatasaray, D Grubu, Devlet Resim ve Heykel Sergileri 
ile çeşitli karma sergilere eserler veren Arif Kaptan içte ve 
dışta kendini kabul ettirmiştir. 1940 yılında Halkevleri Genel Merkezi 
tarafından yurdun çeşitli bölgelerine gönderilen ressamlardan birisi 
de Arif Kaptan'dır. Göderildiği Kastamonu'da başarılı peyzajlar 
derlemiştir ki, onun bu çalışmaları da irinci sanat devresine 
girmiştir. birçok yarışmalardan ödüller ve beğeniler alan sanatçımızı 
1979 yılında kaybettik.

Aristo  (Aristotales) Felsefe biliminde ünlü yunan filozofu. 
Düşünce tarihini etkilemiş güçlü filozoflardan biridir. Metafiziği, 
günümüzde estetik ve felsefi tartışmalarda yerini korumaktadır. En büyük 
Yunan düşünürlerinden Aristotales (İ.Ö.384 İ.Ö. 322) çağlar boyunca 
Batı düşüncesini önemli ölçüde etkileyen felsefe yapıtları yazmıştır. 
Davranışta ılımlılığı, araştırmanın en uygun aracının mantığın kullanılması 
olduğunu savunmuştur.

Aristo Metafiziği (Metaphysique Aristotelienne) Varlığın Bilimi. 
Aristo’ya göre Allah’tan başka her varlık, bir madde ve 
biçimden oluşur. Madde, ancak biçim aldıktan sonra edimli varlığa 
dönüşebilen,gizligüç durumundaki varlıktır. Ama madde ancak 
biçime bağlı olarak kavranabilir.

Arka plan (İng. Backgraund (m) Frs.. Arriére Plan) 1. Resimde genellikle  
ön  planda  bulunan   asıl  konunun ardında  yeralan doğal ya da mimari 
çevre. Perspektif derinliğin kademeli olduğu resimlerde önem kazanır. 
Yüzeyci resimlerde biçimler tek bir  planda gösterilmek istendiklerinden 
arka plan  sorunu aynı önemi taşımaz. 2. gözle görülen  en son  kısım. 
İkinci plan. 3. Resimde asıl betimlenen objenin gerisinde kalan görüntü.

Arkaik (İng. Archoic s.(Frs..  Archaique))  1.   Güzel    sanatlarda klasik     
çağ öncesinden  kalan 2. Akademizm ile ilgili, eskimiş .3. Bir sanat dalının 
ve üslubun olgunluk ya da klasik dönemi öncesindeki oluşum aşamasını 
nitelemek için kullanılır. Bir görüşe  göre  resim  sanatı tarihinde 
ressam Raphael'e  kadar  olan  çağa Primitif, Raphael'den sonra olan 
çağa     da arkaik  denilmektedir.

Arkaizm (İng. Archalcism is.(Frs. Archaisme)) 1. Kullanıldığı çağdan 
daha eski  çağdan kalma bir biçimin, bir yapının özelliği . 
2. Sanatta varılan olgunluk aşamasından sonra, o sanat dalının erken 
dönemlerinde bir dönüş çabasında bulunmak anlamına gelir.

Arkeoloji (Frs. Archéologie) Tarih öncesi ve eski çağlardan  kalma 
eserleri tarih ve sanat açısından inceleyen bilim.

Armoni (Frs. Harmonie) 1.Uyum, yakışma. 2. Sabit ve bütün meydana 
getirmek için, birbiriyle ilgili objelerin kendi aralarındaki uyum kombinezonu. 
W. Kandinsy’e göre.”Armoni, kompozisyondur.”

Armonik Valör (Valeur Harmonique) Tek renk tonunun, siyahbeyaz ve
yarım aydınlıkların sistematik derecelenmesi.

Armonik (Harmonique) Ahenge ait.

Armonize Etmek (Harmoniser) Ahenkli bir biçime ya da duruma getirmek.

Ar Abstre (Frs. Art abstrait)   Soyut sanat.

Arşiv  Resimlerin depolandığı yer.

Arşivleme  Resimleri uzun süreli saklama işlemi.

Art figuratif   Eşyaları   olduğu   gibi  çizen resim  sanatı.

Arts and craft   El işleri.

Art dogreman (Frs. Arts d’agrément)  (Resim –Müzik gibi) Hoş sanatlar.

Artist (İng. Artist) 1 Sanatçı,   ressam, heykeltıraş, artist  2  Güzel   
sanatlardan   birini meslek  edinen kimse.

Artistik (Frs.  Artistique   (adj) ) 1. Sanata     dair   2.  Sanatsal,  sanatlı  
3. Güzel sanatların gerektirdiği  niteliğe  uygun.

Ar nuvo (Frs. Art nouveau) 1890    yıllarında Avrupa   ve   
Amerika'da yayılan  bir  sanat  akımı. Daha  çok  mimari  dekorasyonda   
etkisini   gösteren bu  akım Evard  Munch,  Jan  Toorop  gibi sanatçıların  
çizgici     resim     üsluplarında ve     Japon estamplarını  izleyen  diğer 
çizgici eğilimlere  yansımıştır.  Akımın  Amerika'da adı Liberty  
style   (serbest  stil),   style    guimart Almanyada Jugendstil'dir, 
İspanya'da Antonio Gaudi   akımın ilginç kişiliklerinden biridir. 
Bir anlamda tutucu ve ahlakcı yapıtlara başkaldıran bir grup sanatçı ve 
zanaatçının oluşturduğu Viyana Sezessionu’nun önderliğini Gustav Klimt yaptı.

Arseven, Celal Esat  Türk yazarı, ressamı ve sanat tarihçisi 
(İstanbul 1876ay.y.1972), Özellikle Sanat Ansiklopedisi ile tanındı. 
Türk sanat tarihine yönelik ciddi araştırmalarda bulundu.Güzel Sanatlar 
Akademisinde Mimarlık tarihi ve şehircilik dersleri verdi.

Asaf, Hale  Türk kadın ressamı (İstanbul 1903Paris 1937). Devlet 
Güzel Sanatlar Akademisini bitiren Hale Asaf, Bursa’da Resim 
Öğretmenliği süresince birçok manzara resmi yaptı. Güzel Sanatlar 
Birliği’nin, Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği’nin sergilerine 
katıldı. Eserlerinde Matisse ve Raoul Dufy’nin etkileri görülen Hale
 Asaf, Paletinin zenginliği ve taslak desen anlayışıyla dikkati çeker.

Asal renkler (İng. Primary Colours)  Biribiriyle çeşitli karışımlar 
yaparak tüm diğer renkleri oluşturan sarı, kırmızı ve mavi. “ Temel renkler”
 ve “ ara renkler” de denir.

Ash Can Okulu    1890 yıllarında Amerika'da, Phila delphia'da 
çalışan  bir ressam grubu. 1908'den sonra New York'ta 8'ler grubu 
adı altında gerçekçi, Amerikan şehrinin ezici  atmosferini yansıtan 
resimler yapmışlardır. George Bellews (18821925) en ünlülerindendir.

Asimetri   1. Orta çizgi ile bölünen karşıt yanların parçalarının eşdeş 
olmadığı bir düzenlemedir. 2. Resimde belli bir aksa göre eşdeğerli 
ve dengelenmiş  düzen parçalarının bulunmayışı hali, simetriden  yoksunluk.
 (Asimetrie d ela balance: Simetri bozukluğu olan denge.)

Aslıer, Mustafa  Türk Ressamı (Kırcaali, Bulgaristan1926) Gravür 
çalışmaları ile tanınmıştır. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitiren 
(1940) Musfa Aslıer, Münih Grafik Sanatlar Akademisi ve Stutgart 
Grafik Sanatlar Yüksek Okulu’nda grafik öğrenimi gördü.

Aslî Öz, Özgün.

Aspe (Frs. Aspect    (m)) Görünüm, Görünüş.

Aspe o prömiye (Frs. Aspect(au premier)  İlk bakışta.

Assansion (Frs. Ascension) (f) Hz.İsa Peygamberin göğe çıkmasını 
temsil  eden sanat  eseri.

Astar (Boyası)   (İng. Priming, undercoat) 1. Üzerine resim yapılacak 
yüzeyin boyayı emmesi için yapılan boya katmanı. 2. Badana ya da boya 
yapılacak yapı öğeleri üzerine asıl boya sürülmeden önce vurulan boya 
katmanı. 3. Tuval yüzeyine resim yapılmaya başlamadan önce sürülen 
tutkallı ve yağlı üstübeç tabakası. Artık ticari olarak satılan piyasadaki 
plastik boyaların sulandırılarak astar amaçlı kullanıldığına da 
rastlanmaktadır. Astarın iyi hazırlanması resmin teknik sağlamlığı ve 
sürekliliği bakımından önem taşır. Ressamlar kimi zaman astarı 
değişik renklerde kullanmakta ve bu astar renginden resim yapma 
esnasında da bu astar rengini resmin bir elemanı olarak değerlendirmektedir.

Astraizm Bir resim akımı. Kandinsky, Klee, Delaunay, Bruce bu alım içinde
 yer alabilecek sanatçılardandır.

 “…e Atfedilen” (İng. Attributed to…) Bir sanat yapıtının o yapıtı yaratan 
sanatçıya ait olup olmadığı konusunda bir kesinlik yoksa kullanılır.

Aşı boyası   Resimde çok kullanılan ve Magnez di oksit kapsamlı  
topraktan elde edilen boya. Açık, koyu, yeşilimsi ve  kızıl kahverengi 
çeşitleri vardır. En ünlüsü kıbrısta   bulunanıdır.   (umber). Kırmızı 
topraktan çıkan bu boyaya Türklerde aşı boyası denilir. Genellikle 
eski Türk evleri bu boya ile boyanırdı. Bu boya hem suda erir ve 
hem de yağla karıştırılır. Mermer kireci ile karıştırılarak badana 
halinde ve yağlı boya halinde kullanıldığı gibi tutkallı suda eritilerek 
tutkallı boya olarak da kullanılır.

Aşövaj (Frs. Achevage (m)) 1. Bitirme, tamamlama. 2. Bir eserin son işleri.

Atabek, Ömer Faruk – Türk Minyatür ressamı.


Atalay, Turgut – Türk Ressamı (Konya 1918) İstanbul Devlet Güzel 
Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. Resim çalışmaları yanında 
tiyatro dekoratörlüğü de yaptı.

Atamulu, Hakkı  Türk heykeltıraşı (Derinkuyu, Nevşehir 1912). 
Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi. Malatya, Erzurum, İstanbul, 
Samsun gibi illerde heykel çalışmaları mevcuttur.

Atölye (Frs. Atelier (m)) 1.Atelye, işlik 2. Çalışma yeri 3.  Bölüm. 
4. İçinde sanatsal üretim ve el işçiliği düzeyinde imalat yapılan mekan. 
5. Ressam, mimar ve heykeltıraşların eserlerini yapmak için çalıştıkları 
iş odası. Bunların kuzey yönüne açılmış geniş pencereleri bulunur. 
Atölyelerin yukarı tarafından ışık alması gerektiğinden bir kısım 
pencereleri genellikle üstte bulunması gerekir. Bu nedenle resim ve 
heykel atölyeleri genellikle ana binadan ayrı tek kat veya ileriye 
çıkma şeklinde yapılır. Bu pencerelerin kuzey yönünde olması model 
ve resim üzerine gelen ışığın güneş durumuna göre değişmemesi ve 
daima sabit kalması içindir. Binaların kuzey tarafları güneş 
görmediği için oradan gelen ışık daima aynı olur ve güneşin yer 
değiştirmesiyle ışık yönü ve şiddeti değişmez.

Atmosfer Sanat yapıtının izleyici üzerinde bıraktığı etki, nedeni olduğu ruh hali.

Atölye çalışması Usta ve çırak sanatçıların belli bir iş bölümü yaparak 
resim faaliyetlerini paylaştıkları ortak çalışma.

A tuş lârp (Frs. A touches larges)   geniş fırça vuruşlarıyla.

Auguste Renoir (1841-1919)  Fransız empresyonist ressam.1868 ‘de Monet ile birlikte açık havada resim yapmaya başlamıştır. 6.000 den fazla resmi bulunmaktadır.
Avan (Frs.  Havane (Adj. inv)) Açık kahverengi.

Avangard (ing. Frs. Avantgarde) 1. Öncü. 2. Sanatta yerleşmiş kalıp ve kuralları değiştirmeye,  yenilikler ortaya koymaya  çalışan sanatçı azınlığı.

Avan Proje (Frs. Avantprojet    (m))  Ön tasarı.

Avni Çelebi Üslup yaklaşımını, düzenin konstrüktif bir ilke çevresinde 
oluşmasına bağlıyan Ali Çelebi’nin bunun yanı sıra ifadeci bir anlatıma 
yönelik değer ölçütlerinin araştırısı içinde olduğu da görülür. 1904’te 
İstanbul’da doğdu.Sanayii Nefise Mektebi’ne girerek burada Hikmet 
Onat’ın ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. 1922 ‘de kendi olanaklarıyla 
Münih’e giderek Hans Hoffman’ın yanında çalıştı. 1927’de yurda dönünce 
Konya Kız Öğretmen Okulu resim öğretmenliğine atandı. Bu sırada 
“Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği”ni kurdu(1927). Bu topluluğunun 
üyeleri, Ankara’da Etnografya Müzesi’nde ve İstanbul’da Cağaloğlu’ndaki 
Türk Ocağı’nda eselerini sergilediler(1928). Malatya ve Bilecik’te resim 
çalışmalrı yapan Çelebi, 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ve ,
Tahran Sanat Bienali’nde 1.lik ödüllerini aldı. Sürekli katıldığı Devlet 
Resim ve Heykel Sergileri dışında, kişisel sergilerde açmıştır.

Avni Lifij  20.yy ilk çeyreğinde etkin olan üslup çabaları arasında, 
en başta sözü edilmesi gereken sanatçının Hüseyin Avni Lifij olduğu 
söylenebilir. H. Avni Lifij, lirizmin doruğunda sayılabilecek üstün bir 
renk yeteneğiyle, sağlam bir desen uğraşını bir arada yürütebilen ender 
sanatçılardan biridir. 1889’da Samsun’da doğdu, 1927’ İstanbul ’da 
öldü. İlköğreniminden sonra, İstanbul’da Numunei Terakki’de ve 
Sanayii Nefise Mektebi’nde okudu. Resim öğretmeni olarak Galatasaray 
Lisesi’nde çalıştı. Daha sonra Paris’e gönderildi(1909). Burada 
Cormon’un atölyesinde çalıştı. Yurda dönünce İstanbul Lisesi’nde 
resim Sanayii Nefise’de tezyini sanatlar öğretmenliği yaptı. 1918’de 
Viyana’da düzenlenen sergiye de katılmış olan Avni Lifij’in En Tanınmış 
Eserleri Şunlardır: Karagün, Savaş, Akgün, Eski Devirde Asma Bahçeleri,  
Huzur Dersi, Akademik Figür, Türk Evi

Aydın Ayan 1953 yılında Trabzon'da doğdu.197277 yılları arasında 
ögrenim gördügü İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek 
Resim Bölümü'nde, 1979 yılında asistan olarak göreve basladı. 
1986-87'de British Council'in bursuyla gittigi İngiltere'de sanatsal 
çalışmalar yaptı. 1988 yılında öğretim görevlisi, 1990'da doçent ve 
1998 yılında da profesör oldu.

Aydınger (İng. Tracing Paper) Yarı saydam bir çizim kağıdı.

Ayetullah Sümer  (19051979) 1905 yılında İzmir'de doğan Sümer 
ilk ve orta öğrenimini burada yaptuktan sonra 19251928 yılları 
arasında Marsilya Ticaret Okulu'nda öğrenim görmüştür. Bu arada 
Chephile Berengier atölyesine devam etmiş ve bundan sonra devlet 
hesabına öğrenim için Paris'e gitmiş, buradan P. Baudovin atölyesinde 
çalışmıştır. Bu dönemde Paris'de katıldığı bir yarışmada gümüş madalya 
almıştır.Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde uzun yıllar öğretim üyeliği 
yapan Ayetullah Sümer bizdeki Empresyonist kuşağın içerisinde yer 
almaktadır.İçte ve dışita bir çok karma sergilere eser veren, ara sıra 
özel sergiler düzenleyen Ayetullah Sümer'in başta Resim ve Heykel 
Müzesi'nde olmak üzere pek çok resmi ve özel koleksiyonlarda 
eserleri bulunmaktadır. 1979 yılında kaybettiğimiz sanatçının 1934'te 
Galatasaray sergisinde sergilediği "Daktilo" adlı kompozisyonu da o 
günlerde heyecan yaratan bir çalışmasıdır.

Ayna resmi Ayna arkasındaki tabaka kazınarak çizilen ve 
çizgi içleri boyalarla doldurulan resimler. Teknik, Avrupa'da 
bulunmakla beraber örneklerin pek çoğu   Çin'dedir.

Aytaç, Hamit  Türk Hattatı (Diyarbakır 1891 İstanbul 1982) 
Sanayii Nefise Mektebinde resim ve hat bölümüne devam etti.
Hattat Hamit Yazı evi’ni kurarak (1918) tezhip, gravürcülük 
kabartma süslemeliri ile uğraştı. Hat ve resim öğretmenliği yaptı. 
Ankara Kocatepe camii ve Eyüp Camii kubbe yazılarını yazdı.

Azur (Frs. (m)) 1.Gök mavisi. 2.Mavi renk.

Azürabl (Frs. Azurable    (adj)) Maviye boyanabilir.

Azüre (Frs. Azuré    (Adj)) Gök mavisi.

Azurer (Frs. (v)) Maviye  boyamak.